SOSYAL AĞLAR

EROL GÜNGÖR’E GÖRE MİLLET- MİLLİ KÜLTÜR VE MİLLİYETÇİLİK 4. Bölüm

 
 
 
 
 
 
        MİLLİYETÇİLİĞİN DÜNÜ, BUGUNÜ, GELECEĞİ

 

        Nereden nereye? Nasıl?

 

      On yıllardır süren arayışın sonu nereye varacak?

 

       Şimdi durumumuz ne?

 

       Bu konulara Erol Güngör’ün gözüyle bakacağız.

 

 

      Gittikçe hızlanan ve artık ayak uydurulamayan bir değişim içindeyiz. Biz ve üzerinde yaşadığımız Dünya… Ne biz artık eski biziz. Ne de artık Dünya eski Dünya… Bunu söylerken çok eski bir geçmişi bugün ile karşılaştırmak değil amacımız. Elli sene, otuz sene, on sene hatta beş sene öncesi bile bugünden çok farklıdır. Teknik gelişmenin ayak uydurulamaz hızı ile medeniyet sürekli ufuk değiştirirken kültüler de bu değişimin etkisindedir. Küreselleşme etkisi…  

 

     Dünyanın, teknolojik manada küçülmesi sonucu kalkınmaya çabalayan ülkelerin kültürleri büyük tehlike altındadır. Türkiye ise Avrupa Birliğine girme gayretleri içinde var olan değerlerini tehlikeye atmaktadır. Bir yandan Avrupa ile bütünleşmeye çabalarken diğer yandan NATO müttefiki Amerika’nın kültürel baskılarına maruz kalmaktadır. İşin ilginç yanı Avrupa’ya dahil olmak için olmadık çaba gösteren ve tavizler veren Türkiye, gerekli kabulü görmemektedir. Avrupa’nın, bu bağlamda Türkiye’den korktuğu en önemli konu ise: Nüfusu; dolayısıyla Türk halkıdır.

 

   Avrupa, işçi olarak kabul ettiği Türklerin kültürel direnmesini biliyor. Bütün eritme çabalarına rağmen var olmayı sürdüren, onca saldırıya direnen ve yıkılmayan Türkler Avrupa için korku kaynağı. Erol Güngör bu konuda da haklı çıktı. Türk halkının kültürel dayanma gücünün büyüklüğünü belirtmişti.

 

   Yine de büyük bir kültürel yıkım vardır. Büyük bir bozulma söz konusudur. Çünkü aydınlarımız halk kadar direnmemektedirler. Halk kadar dikkatli ve seçici değildirler.

 

    Erol Güngör, o üstün anlatım tarzıyla, yıllar önce bu değişimin yıkıcı etkisini şu cümlelerle izah etmiştir: " Gençlerimiz vekar[1] kelimesinin manasını bilmezler. Kendilerine Türkçe diye öğretilen uydurma dilde yazılmış lügat kitaplarında da bu kelimenin karşılığını bulacaklarını sanmıyorum, çünkü vekarın Türk münevver hayatı içinde karşılığı kalmadı”  (Güngör,  1995).

 

      "Vekar”

 

      Doğrusu Erol Güngör’ün ifade ettiği bu kelimenin karşılığı; "Onur, saygınlık, gurur saygı…” kelimeleri ile açıklanabilir. Belki "Vekar”ı tam anlatamayan, tam karşılığı olmayan kelimelerdir bunlar.

 

       Erol Güngör’ün ne demek istediği ortadadır.

 

      Etkin Amerikan kültürü etkisi altında kalan, popüler kültürle tanışıp, arkadaş olan, Amerikalı gibi yaşayarak, onu taklit ederek Türk olmaya çalışanlar… Bu etkiler altında Türk olarak kalmanın zorluğu ortadadır.

 

      Alt yapısı olmayan, geçmişi bulunmayan, derme, çatma, toplama, kotarılmış bir kültürdür Amerikan kültürü. Aslında ona kültür demek bile zordur. Geçmişi olmayan davranışlar toplamı nasıl kültür olabilir? Belki de bu nedenle Amerikalılar, köklü, kökenli kültürleri yok etmek için yoz bir planın peşinden maceradan maceraya sürüklüyorlar Dünya’yı. Varlarını, yoklarını bozmak ve yok etmek için harcıyorlar. Dünyayı kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. Korkarım bu teslimiyetçi anlayışla Dünya, kültürel açıdan tam bir Amerika benzeri olacak… Sanki Hollywood korku filmi gibi…

 

       Bu etki ile Dünya’nın kalkınmaya çalışan ülkelerinin vatandaşları "Yeşil kart” elde etme peşindedirler. Amerikan vatandaşı olmanın ilk adımı olan yeşil kat başvuruları her geçen yol çığ gibi büyüyor. Maalesef her yıl Türkiye’den de on binlerce başvuru var yeşil kart için.

 

         "Vekar”

 

       Köklü bir kültürün sahibi, koskoca şanlı bir tarihin sahibi Türk çocukları, yeşil kart peşinde…

 

       Amerika üretiyor. Amerika ihraç ediyor. Amerika satıyor. Amerika Dünya ekonomisine hâkim. Amerika sömürüyor.

 

Soğuk savaş sonrası tek kutuplu hale gelen Dünya artık Amerika’nın tarlası gibidir. Amerika Dünya’yı istediği gibi kullanmakta, istediğini ekip istediğini biçmektedir. Ektiği ise genelde ayırımcılık ve bölücülük tohumlarıdır. Çünkü Amerika küçük devletleri daha iyi ve kolay sömürgeleştirebileceğinin farkındadır.

 

Başta enerji merkezleri olmak üzere istediği yere, bir bahane üreterek girmek artık Amerika’nın sıradan bir görevidir. Bütün dünyayı kendi propaganda yöntemi ile ikna etmekte ve sonunda da her şeye rağmen inanılmaz bir şekilde kendini haklı çıkarmaktadır.

 

Hem ezen, hem sömüren hem de haklı çıkan Amerika…

 

Bu arada durmadan kültürünü de ihraç ediyor Amerika. Hem sömürüyor, hem de Dünya’yı Amerikan tipi hayata alıştırıyor. Bu işte yalnız değildir. Yardımcıları da kendilerini her ne kadar kültürel olarak Amerika’dan üstün görseler de onun büyük gücü karşısında suskun kalan Avrupa’dır. Çaresiz ortalıklar kurarak bu sömürüden bir parça kapmaya çalışmayı görev edinmişlerdir.

 

    Bu ne yapıyoruz bu sonu gelmez saldırı karşısında? Hangi sosyal silahlarımızla koruyoruz kendimizi?

 

    Maalesef bu konuda hiç de olumlu şeyler söyleyecek durumda görünmüyoruz. Savunmasız çocuklarımızı, gençlerimizi Amerikan emperyalist kültürünün etkisine teslim etmiş durumdayız. Aydınlarımızın çoğu hala kurtuluşu Batı’da ararken Milli kültürümüz, etkin küresel kültürün tehdidi altında ezilmemek ve yok olmamak için kendi iç dinamikleriyle ayakta durmaya çalışmaktadır.

 

    Bugün durum böyle olduğuna göre bizi bu günlere getiren dün nasıldı? Dün yapılan hatalar olmasaydı bugüne gelinir miydi? "Vekar” nerede kaybolmaya başladı?

 

    Erol Güngör diyor ki: " Yüz yıl öncesine kadar Türkiye’yi ziyaret eden yabancı yazarlar halkımızda ve münevverlerimizde küçüklük duygusundan, basit ve laubali davranışlardan eser bile görmediklerini belirtmekte ve bu bakımdan Türklerin Avrupalılardan ne kadar üstün olduklarını bildirmektedirler. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu üstünlüğün halkımızda devam ettiği fakat münevverlerimizde kaybolduğu görülüyor”  (Güngör,  1995).

 

     Aydınlar, bilgi ve eğitim bakımından daha donanımlı olduğunu düşündüğümüz kesim; etkin kültüre teslim olmuştu hemen ama halk direniyordu. Öncü olması gereken ve asıl direnmesi gerekenler aydınlardı. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi Türkiye’de aydın kültürü ve halk kültürü farklıydı.

 

Aydınların bu halde olmasının bir sebebi vardır. Bir başlangıç noktası… Avrupalı olmak istemek hastalığı ile başlamıştır her şey. Batı hayranlığının başlangıcı ise Osmanlı İmparatorluğunun gerileme devirlerine denk gelir.  

 

       Büyük bir Balkan faciası yaşadık. Balkanlardaki topraklarımızda birçok yeni devlet doğdu. Bu dönemden sonra aydınlar çözüm yolları ararken tek seçenek olarak yüzlerini Avrupa’ya döndüler. Erol Güngör bu konunun önemini vurgularken şöyle demektedir.

 

       "Balkan Harbi’nden sonra Türk Münevverlerinin zihnini en çok meşgul eden soru şu olmuştur: Nasıl olup da kendimizi Avrupa’ya tanıtacağız, bizim de onlar gibi artık medeni(!) olduğumuzu ispat edeceğiz? Bu bozgun psikolojisi çeşitli derecelerde olmak üzere bütün grupları sarmıştır” (Güngör,  1995).

 

       Büyük bir bozgunun ortaya çıkardığı moral çöküntüsü sonucu bu bozgunun sebeplerini ortaya koyarak önlemler almak yerine galiplere karşı tam bir teslimiyet duygusu hissetmek! Bu teslimiyetle ortaya çıkan aşağılık duygusu ile çözüm olarak düşünülen ise kültürel yönden teslimiyeti getirecek olan kendilerini Avrupa’dan saydırma arzusu ortaya çıkmıştır. Avrupalı sayılmak aydınımızın kurtuluş reçetesidir.

 

        "Vekar”

 

        Bu noktadan sonra artık vekardan söz edilebilir mi?

 

     Garpçılar türemişti. Kurtuluşu batılı gibi olmak, Avrupalı gibi yaşamakta gören Garpçılar… Medeniyetiyle birlikte Avrupa’nın kültürünü kayıtsız şartsız kabul etmek ve böylece Avrupalı olmak çözüm olarak tartışılmaya başlamıştır. Köklü bir geçmişi toptan yok varsayarak yeni bir kültür ve medeniyet çizgisi üzerinde yürümek tek çıkar yol gibi düşünülmüştür.

 

       Sonradan küçük bir değişimle bu Garpçılar İnkılâpçı olmuştur. Yıkımı kendi elleri ile yapan bir gecekondu sahibi gibi; sığındıkları yuvayı yıkmayı göze alarak, kendi kültürünün yok olmasına karar verdiklerinin farkına varmamışlardır.

 

        "Vekar”

 

       "Kendini aşağı görme kompleksi Avrupacı münevvere ait bir hastalık olduğu için; bu kompleksi yenecek bütün telafi mekanizmaları da onlar tarafından icad edildi. İmparatorluğun Balkan topraklarını Yunanlılara ve Bulgarlara verenler İttihatçı münevverlerdi; bunlar Balkan kavimlerine bir kurşun atmadan yenilecek kadar yüreksiz çıktılar”  (Güngör,  1995).

 

     O çöküş günlerinden bugünlere gelindi. Çareyi yanlış yerede aramak bu çöküşü durduracağına hızlandırdı.

 

       "Hala bozgun psikolojisi içinde yaşayan münevverler başlarını biraz çevirip de kendi halklarına bakarlarsa ondan daha büyük bir manevi güç kaynağı olmadığını anlayabilirler. Yeryüzünde tarihin en büyük en yüce devletini kurmuş bir milletin kendisinden daha başka örnekler aramaya ihtiyacı yoktur” (Güngör,  1995).

 

     Erol Güngör böyle söylüyordu ama o münevverlerden bazıları halka dönüp hakkı bulacakları yerde, kendi özlerinden güç alacakları yerde anlamsız bir batı hayranlığı ile dışarıya, batıya bakmaya devam ettiler. Hatta bakmakla da kalmadılar. Kollarını açarak, savunmasız bir şekilde koştular o yana doğru. Kolları açık olduğu için yürekleri savunmasız kalmıştı. Yüreklerini de verdiler. Zaten boştu yürekleri. Bu boşluğu Avrupa kültürü ile doldurdular. Avrupalı olamadılar belki ama Avrupalıya benzeyen bir şeyler olmayı becerdiler. Ancak bunu becerebildiler.

 

      "Vekar”

 

      Bu sözü bilerek çok kullandım. Akılda kalsın diye. Çünkü gidiş kötüye doğru devam ediyor. Gidiş tam teslimiyete doğru ve teslimiyetin sonu olmadığı ortadadır. Vekar ise artık lügatlerde kullanılmayan bir kelime olarak, unutulmaya devam etmektedir.

 

       Değişim ve ne yapacağımızı bilememek…

 

Erol Güngör şunları söylemektedir:

 

       "Türkiye geçirdiği değişmenin aleyhinde bir sonuca vardığının farkındadır, bu sonuçtan şikayetçidir ve tarihte bunun sebeplerini bularak kendini yerle gök arasında kararsız dolaşmaktan kurtarmak istemektedir” (Güngör, 1984).

 

 Devamı:

 

http://ahmethaldunterzioglu.com/hikaye-siir-makale/60-erol-gungore-gore-mllet-mll-kultur-ve-mllyetclk-5-bolum.html 

 

 

 

 

 

 




10.02.2014
1671






Benzer Konular

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: