SOSYAL AĞLAR

EROL GÜNGÖR’E GÖRE MİLLET- MİLLİ KÜLTÜR VE MİLLİYETÇİLİK 5. Bölüm

SONUÇ

 

    Erol Güngör; "Milliyetçiliğin dayanağı halkçılıktır” diyor ve ilave ediyor. "Halkçılığın hedefi milli kültüre ve milli kültürün sahiplerine dayanan bir milli devletin kurulmasıdır” (Güngör,  1995).

 

    Milli devlet ideali sahipleri için temel, sağlam temel, milli kültürdür. Milli kültürün sahibi de halktır. Bu nedenle her milliyetçi aynı zamanda halkçı olmak zorundadır.

 

      Erol Güngör için bir tehlike karşısında da dayanak halkçılık ve Türk halkıdır. Çünkü münevverler ne kadar başka dillerin hayranı, hastası ve taşıyıcısı olsa da halk dilini kolay kolay terk etmez. Batılılaşma hastalığı ile teslim alınan tasfiyeciler elinde yaralanan; Türk dilini yaşatan, koruyan yine Türk halkı olmuştur. Zaman gelmiş aydınla halk başka dilde konuşmuştur. İnkılâpçı kafa ile yapılan sadeleştirme cinayetine Türk halkı araç olmamış, dilinde direnmiştir.

 

     "Türk milliyetçileri kendilerine eski sorumsuz münevverlerden intikal eden bu kötü geleneği tamamen ortadan kaldırmak için çalışmalı ve bağımsız bir Türk kültürünün sağlam bir siyasi organizasyon olmadan gelişemeyeceğini gözden uzak tutmamalıdırlar” (Güngör,  1995).

 

      Erol Güngör bunu söylerken kültür izolasyonunu yani kapalı bir kültürü tarif etmiyor. Çünkü kültürün de gelişmeye ve alışverişe ihtiyacı vardır. Zaten bir uçtan bir uca üç kıtayı dolaşan bir milletin saf kültür düşkünü olduğunu söylemek saçmalık olur. Çok yakın bir tarihte imparatorluk kuran, çok kültürlü yapıyı yöneten Türk milleti tebaası olan kültürlerle alışveriş içinde bulunmuştur. Böylece zengin ve köklü bir kültürün sahibi olmuştur.

 

Erol Güngör bu konuda saf kültür tezini ileri sürenlerin ilmi bakımdan hata içinde olduğunu söylerken "Milliyetçi bir görüş açısına sahip olan bu gruplar hiçbir kültürün saf olamayacağını, üstelik saf kültür üzerinde ısrar etmenin Türk milletini hiç değilse yerinde saydıracağını kabul etmelidirler. Kültür unsurları veya terkipleri bir milletin ekseriyeti tarafından ne şekilde benimsenmiş ve geliştirilmişse o haliyle saf ve millidir” demektedir (Güngör,  1995).

 

       Kültür bir tarihi gelişimin ürünüdür. Kültürün eskisi ve yenisi olmaz. Bir yerden başlamış ve gelişerek bir yere gelmiştir. Kültür teknik değildir. Teknoloji değildir. Teknolojinin yenilenmesi sonucu demode olan bir eşyanın çöpe atılması gibi yerleşmiş kültür unsurlarını bir kenara ayıramaz ve atamazsınız.

 

       "Medeniyet insanlık tarihi boyunca daima tek istikametli ve ileriye doğru bir gelişme göstermiştir. Bu yüzden medeni veya teknolojik eserlerde yenilik her zaman mükemmellik manasına gelir” (Güngör,  1995).

 

     Erol Güngör medeniyet için teknoloji için bunu söyleyerek yeniyi eskiye tercih edeceğimizi ifade eder ama "kültür sahasında eski ve yeni tabirlerinin objektif manası yoktur, bu tabirler sadece iki şey arasındaki zaman farkını işaret eder” diyerek kültürün yerini belirler(Güngör,  1995).

 

      Kültürde geri dönüş olmaz. Çünkü bugünkü kültür eskisinin gelişmiş halidir. Erol Güngör "eski bir kültür bugünkü kültürümüzün daha önceki zamanlarda kullanılan formlarını ifade eder. Bu eski unsurlar bize gelinceye kadar bir çok değişikliğe uğramıştır” diyerek gelişen bir kültürün gerekliliğini savunur (Güngör,  1995).

 

 

 

    Son yüzyılda iki büyük dünya savaşı olmuştur. Milyonlarca insan bu savaşlarda ölmüş, medeniyetler zarar görmüştür. Savaşların ana amacı çıkar çatışması olduğu halde bunun asıl nedeninin farklılık olduğu ortadadır. Savaşlar farklılıklar yüzünden çıkar. Farklı medeniyetler; birbirine denk güçte ise üstünlük savaşıdır bu. Eğer kuvvetler denk değilse sömürme savaşıdır. Güçlünün, güçsüzü alt etme mücadelesidir. Kültürlerin ve medeniyetlerin başka bir alışveriş yöntemidir savaşlar. Kültür geçişlerine tahmin edildiğinden daha fazla etki ederler. Erol Güngör kültür savaşlarının diğer savaşlar kadar hatta ondan daha etkin olduğunu ifade eder. Bu savaşta kültür ne kadar canlı ve güçlü ise o kadar dayanıklıdır. Dolayısıyla kültürün kaynağı yani halk çok önemlidir.

 

   "Bir kültür kendi kaynağında ne kadar canlı ve güçlü olursa olsun, kaynağından uzaklaştıkça orijinalliğini kaybeder ve çok defa basit bir taklit konusu haline gelir” (Güngör,  1995). Bu kaynak çok değerlidir. Bu kaynak, bir milletin manevi hazinelerini muhafaza eder. Manevi hazineler milleti millet yapan kültürel değerlerdir. Bu değerlerden uzak durma çabası kültürü güçsüz kılar.

 

      Başka kültürlerin özlemi ile hareket edenler, başka kültürlerin esiri olanlar, taklitçi zihniyetler kendi kültürlerine ihanet ederken, taklit ettikleri kültürler içinde de komik gözükürler.

 

      İşte milliyetçiler bu noktada devreye girerler. Onların görevi sahip çıkmaktır. Milli kültürlerinin yok olmasını engellemektir. Taklitçi zihniyetin hâkimiyetine, milli kültürün yozlaşmasına sebep olabilecek her türlü davranışa tavır koymaktır. Bu noktada destek alacakları tek kaynak halktır. Erol Güngör bu konuda şunları ifade eder:

 

   "Milliyetçilerin milli kültür davası işte bu soysuzlaşmayı önlemeyi hedef tutmaktadır. Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık Pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh, milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır” (Güngör,  1995).

 

    Türk milliyetçileri aynı zamanda Türk medeniyetinin de savunucusudurlar. Çünkü Erol Güngör "Milli kültürlerin varlığı ve zenginliği dünya medeniyetini soysuzlaşmaktan korumakla kalmaz, aynı zamanda onun gelişmesi için de en büyük dayanağı teşkil eder” diyerek dünya medeniyetine de sahip çıkmaktadır. (Güngör,  1995).

 

   Erol Güngör’ün işaret ettiği konu bugün bir gerçek olarak karşımızdadır. Teknoloji ve sermaye destekli Amerikan kültürü, milli kültürler üzerinde korkunç bir saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıya korumasız ve savunmasız yakalanan milli kültürler, karma karışık yoz bir kültürün etkisindedirler. Artık dünya medeniyeti tehlikededir. 

 

Ülkemizde en etkin şeklini gördüğümüz bu yoz kültür ile zarar görmeyen ve saldırıya uğramayan hiçbir kültür unsurumuz kalmamıştır. Hızlı beslenme alışkanlığı ile yemek kültürümüz, pop müzik taklitleri ile musikimiz, folklorumuz, giyimimiz, dilimiz bu yozlaşmanın etkisi altındadır. Bir komedi gibi, sürekli izledikleri Amerikan dizilerinin etkisi ile dublaj sanatçısı dili ile konuşan gençlerimizi hemen her yerde görebiliriz.

 

  Medeniyetin ve kültürün kaynağı insandır. Hedefi ve sebebi de… Gelişen medeniyet çizgisi insan refahını artırırken yozlaşma zararları yine insanları vurmuştur. Sonunda "Batı medeniyetinin geliştirdiği insan ve cemiyet tipi, bizzat Batıda ciddi bir huzursuzluk kaynağı olmaya başlamıştır” (Güngör,  1995). Bu huzursuz insan tipi bulaşıcı hastalık gibi yayılmaktadır. Çünkü etkileşim en üst noktadadır. Milliyetçilerin başka bir görevi olarak insanlık görevi bu etkileşimi engelleyecek çözümler üretmeyi gerektirmektedir.

 

 "Milliyetçiliği bir hevesten ibaret görerek onun karşısına hümanizm iddiasıyla çıkanlar her şeyden önce bu gerçekleri hesaba katmak zorundadırlar. İnsanları sevmek onlara hizmet etmeyi gerektirir; bu hizmetin de medeniyetçi olan bir milliyetçilikten daha başka bir yolda yapılabileceği şüphelidir” (Güngör,  1995).

 

           

 

         KAYNAKÇA

 

Güngör, E. 1995. Türk Kültürü ve Milliyetçilik. ISBN: 975-437-035-4, Yayın Nu: 108, Kültür Serisi: 14, 11. Baskı, Ötüken Neşriyat, İstanbul. 

 

Güngör, E. 2006. Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik. ISBN: 97-5437-0249, Ötüken Neşriyat, İstanbul. 

 

Güngör, E. 1984. Dünden Bugünden: Tarih-Kültür-Milliyetçilik. Mayaş Yayınları: 4, Kültür Dizisi: 1, Mayaş Matbaacılık Yayın ve Ticaret A.Ş., Ankara.

 

 



10.02.2014
6500






Benzer Konular

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: