SOSYAL AĞLAR

CENGİZ ALDEMİR’İN ARDINDAN…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adı bilinmez, çok tanınmaz yiğitleri tanıtmak gerek bilmeyenlere.

Gençlere örnek göstermek gerek!

Yaptıklarını anlatmak, onların hayır ile güzelliklerle anılmasını sağlamak gerek.

Unutturmamak…

 

Yitirdiğimiz, yalnızca beden olarak yitirdiğimiz Cengiz Aldemir gibi kişileri anlatmak gerek!
Gücümüz yettiğince…

 

O bir Ülkü deviydi…

Tanımadan bildiğimiz…

Çok eskilere gitmezdi tanışıklığımız Cengiz Aldemir Ağabey ile. Ankara’ya uzaklarda tuttuğumuz için yerimizi, ancak adını duymakla, anlatılanlara kulak vermekle tanır, bilir, sayar ve severdik.

Görmeden, tanışmadan…

Överdik!

Adı önden gelen, özü görünmeden saygınlık yayan kişilerdendi çünkü.

Er olduğunu, özünün, sözünün doğru olduğunu, sevecenliğini, Ülkücülüğünü, Ülkücüye tutkunluğunu… Öyle herkesin kolayca "Ülkücüyüm” diyemediği çağlarda bunu en dik sesiyle seslendirdiğini… Nerede olursa olsun bir Ülkücünün dertte olduğunu duyduğunda ona yardım koşturduğunu, destek olduğunu… Yetkisini, etkisini Ülkücü için kullandığını…

Teşkilatçılığını, dernekçiliğini, vakıfçılığını, birlikçiliğini…

Yardım severliğini…

İnsan severliğini…

İnsanlığını…

 

Gençle genç, yaşlıyla yaşlı, çocukla çocuk oluşunu…

Dertliyle dertlenişini…

 

Herkese değer verişini, değerince değer verişini…

Hak edene hakkını teslim edişini…

 

Rezillere ders verişini!

 

Bir gün nasip oldu Ankara’ya yolumuz düştü.

Gençtik!

Sıkıntıdaydık.

Nice adam geçinen adam müsveddeleri bir koltuk bulunca, dünü unutup yüzümüze bile bakmaz olmuştu malum iktidarın gücü ile. Taşradan gelen birinin derdi umurlarında bile değildi.

"Cengiz Ağabeye gidelim” dedi, Sadık Ağabey…

Ne yalan söyleyeyim, umutsuzdum. Koca Cengiz Ağabey bizim derdimizle ilgilensin…

Güçlüydü, etkindi, dediğini yaptırıyordu…

Ancak…

Onca iş güç arasında…

 

Biz adamı daha bir bakışta çözeriz derler ya, işte öyle etmişti yıllar bizi. Puşt göre göre bıkmış, nefret etmiştik.

Adi, yalaka göre göre dünyadan tiksinmiştik.

Umutsuzduk onca uğraştan sonra…

 

Hayret, o da bizi bilirmiş gıyabımızda. Anlatılanlardan severmiş.

Ayakta karşıladı, kucakladı, esenledi. Tutup elimizden oturttu makamında. Kırk yıldan beri tanışıklık gibi tanışlık verdi. Her şeyi, işini gücünü bir yana bıraktı. Bizim derdimize eğildi.

Rahatladık.

 

Ankara’da bir adam vardı!

Ankara’da artık bir Adam’ımız vardı.

Ankara’da Cengiz Ağabeyimiz vardı.

 

Ondan sonra sık sık görüşür olduk. Hatırlaşır, söyleşir, anlaşır…

Karşılıklı anlatır olduk buluştuğumuzda.

 

Zamanın değişiminde birileri değişirken, birileri koltuk çöreklemesinde el etek öperken, yalanırken, yaltaklanırken, onun dim dik durduğunu, asla taviz vermediğini, doğrularından dönmediğini, eğilmediğini, bükülmediğini gözlerimizle gördük. Tanık olduk.

O dik, mert, gür sesini duyduk.

"Bana kimse boyun eğdiremez. Ben er geldim, bu rezil dünyaya, er gideceğim!”

Er gelmişti bu dünyaya.

Yiğit gelmişti.

Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran, asla eyvallah etmeyen, doğrularından dönmeyen, sözünün eri… Er gelmişti.

 

Ama aslında bu çağın adamı değildi.

Biraz geç gelmişti.

O, kadim çağlarda yaşamalı, bilgeliği ile bilgelik aşılamalıydı.

Yönetmeliydi.

Buyurmalıydı.
O bu çağın değil, kadim çağların kişisiydi.

 

"Mavra kesmek” derdi, adeta kendisine büyüklenme sağlamasın diye o güzelim söylevlerine.

Ağzımız açık dinlerdik.

Hep yeni sözler, hep yeni bilgiler, hep gelecek okumaları, dediğinin çıkmaları…

Çok okur, çok düşünür…

Az söylerdi!
Öz söylerdi!

İyi söylerdi, doğru söylerdi…

Bilirdi, bilerek söylerdi.

 

Biliyorum olanlar çok zoruna gidiyordu. Kırılıyor, üzülüyor, yalamaları gördükçe yere tükürüyordu, yüzlerine tükürmemek için. Çünkü o yüzler, tükürülmeye bile değmeyecek adilikte…

Biliyorum, yaşananlar çok ağırına gidiyordu.

Memleketin, milletin, devletin haline üzülüyor, içleniyordu.

Onun tek derdiydi Türk milleti. Tel düşüncesiydi Türk devleti.

"Ah!” çekerdi zaman zaman "Ah!”

Ah ederdi…

 

Övüncü, ailesi, çocukları…

Dostları, arkadaşları…

Ülküdaşları…

 

Derdi, Türk milleti, Türk devleti, Türk vatanı…

 

Taşıyamadı bu dünya seni koca reisim…
Bu dünya sana uymadı Cengiz Ağabeyim!

Sen bu dünyaya zaten…

 

Sen bu çağın insanı değildin!
Ey kadim çağların bilgeliğine layık büyüğüm…
Var git yolun açık olsun!
Ruhun şen olsun…

 

Cengiz Aldemir, gençlere örnek gösterilmesi gereken bir kutlu kişiliktir.

Hak ettiğince yüceltilmesi gerekir.

Unutulmaması gerekir!

 

Anlatma yetim bu kadar!
Söz bitti.

Cengiz Aldemir, ışık olup gitti!




26.10.2014
1729






Benzer Konular

  • HAREM AĞASI 2. Baskı

      Habeşistan dağlarında doğan bir kara çocuğun, oradan Osmanlı sarayına, Harem’e doğru yönlenen acı dolu bir yolculuğunun hikayesi…  [...]

  • Tuğrul ve Çağrı Bey

          İki kandaş Türkmen Beyi... Tuğrul ve Çağrı Beyler...   Birlikte omuzlamışlardı Türkmen’in yükünü. Birlikte başlamışlar,[...]

  • PROVOKATÖR

    O bir PROVOKATÖR! Görevi, ortalığı karıştırmak! Olay çıkartmak, kışkırtmak, yaktırmak, yıktırmak, öldürtmek… Gerekirse kendisi de öldürecek, suçu[...]

  • SAKA HANI ALP ER TUNGA

    Alp Er Tunga… Saka Türklerinin Büyük Hakanı… Adına yakılan bir ağıtın, bir sagunun günümüze kadar adını taşıdığı kahraman!   Türk Milleti çok[...]

  • CENGİZ HAN 2. Baskı

     CENGİZ HAN 2. BAskı[...]

  • HASAN SABBAH 3. BASKI ÇIKTI

    HASAN SABBAH 3. BASKI  Cennet… "Bir cennet var ve inananlar için ebedi hayat orada!” Alamut’ta onca zorluklara rağmen koruduğu durmadan[...]

  • REİSİM ÇATLI 7. BASKI

    REİSİM ÇATLI 7. BASKI Abdullah Çatlı… Adını kullanamayacaktı uzun yıllar boyu. Yasaklı kılınmıştı. Hem kendini, hem ailesini, hem de[...]

  • TEOMAN HAN 3. BASKI

    "Ben Hun Tanhusu, Teoman Han… Zoru zorladım, zoru kolay kıldım. Gök Tanrı’nın izniyle başarmam gerekenleri bir bir başardım. Yazgı böyleydi.[...]

  • AKSAÇLILAR MECLİSİ

    AKSAÇLILAR MECLİSİ - DEVLETİN BEKÇİLERİ   1. VE 2. BASKI Türk Börü Savaşçıları Birliği… Türk’ün asla yok olmayan gizli gücü! Türk[...]

1 Ocak 2015 10:24

ibrahim er 5353021905

teoman metehan ve kiok hanı okudum.özellikle metehan kitabı muhteşem. tavşanlı fen lisesi öğrencilerinin elinde şuan okunan hit kitap.daha önce yayın evini aradım ama zannedersem cidiye alınmadım.sıkıntımız ortaokul seviyesinde tarihimizi sevdirecek türk tarih,i romanı yok.bütün okula mustafa necati sepetçioğlu romanlarını aldırdım okuyan herkese 100 dedim ama gel görün ki kitabın dili orat 2 sınıf şimdiki 7. sınıfa göre çok ağır. öğrencileri tarihten soğutacağım.lütfen gençler yetişmekte olan türk milletinin evlatlarına yönelik kitap konusunda müfredatıda göz önüne alarak roman yazamazmısınız. saygılarımla
1 Ocak 2015 10:38

Ahmet Haldun Terzioğlu

Sevgili Hocam...

İlginize, övgülerinize çok teşekkür ederim. Emeğinizi, hakkınızı helal edin. İtiraf edeyim yayınevinin suçu yok. İhmal nedeni benim. Üst üste gelen sıkıntılar ve çalışmalar sırasında ihmal ettim. Kusura bakmayın. İlk fırsatta sizi arayacağım. Görüşmek de isterim.
Sevgili Hocam, bir sistem içinde planladığım çalışmaları, ömrümüz ve gücümüz var iken sürdürmek amacıyla, çok sıkı bir çalışma içindeyim. İnanın nefes alacak ve başka bir iş yapacak durumum yok. Sizin teklifinizi anladım. Ama onu yapmak için elindeki bütün işleri terke etmek ve yeniden başlamak zorunda kalacağım ki bu şimdilik mümkün görünmüyor. Ben kitaplarımda güncel dili kullanmayı ve anlaşılır olmayı özellikle seçiyorum. Gençler de okuyorlar var olsunlar. Gelecekte özel bir çalışma ile daha alt sınıflara seslenmek imkanım olursa, ilk siz duyarsınız. Hayırlısı olsun bakalım. Selam ve saygılar hocam. Bütün öğrencilerinize başarılar diliyorum. Var olun!

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: