SOSYAL AĞLAR

Neden?

Bunca saldırının, fitnenin, dedikodunun, birbirini yemenin, kendi değerlerine saldırmanın gerekçesini anlamakta zorlanıyor çok kişi. Genelde dillerde şu söz var?
"Bu kadar da olur mu?"
Bu durumun kökenlerine insek de, nedenlerini anlatsak da, geçmişten gelen illetlerin camiaları perişan ettiğini, umutları kırdığını, sürekli yinelesek de pek dinleyen, anlayan olmuyor.
Aslında bugün mevcut yapıya alışılmış, garip bir yinelemeye girilmiş durum da söz konusu.
Evet, gittikçe alışıyoruz.
En gençlerimiz, en güvendiklerimiz, gelecek umutlarımız bile pis bir dedikodu ve fitne çemberinin içindeler.
Gün geçtikçe sayı artıyor. Hastalık yayılıyor  ve artık sağıtılamaz duruma geliyor.
Tükenmenin, yok olmanın eşiğine gelindiğini hâlâ fark edemeyenler ise iktidara gelme masalını anlatıp duruyorlar.
Oysa unutuyorlar ki üretmeyen, çağa ayak uyduramayan, fitne ve dedikodu ile kirlenmiş, kişisel menfaatçilik ön plana çıkmış, birbirini yemekle meşgul olan sistemlerin iktidara gelmesi asla mümkün olmadığı gibi, tükenmeleri ve yok olmaları da kaçınılmazdır.
 
Peki, neden böyle oldu?
Neden bu duruma düşüldü?
 
Pek çok kişi hâlâ farkında değil ama bu camianın üzerinden bir silindir geçti.
12 Eylül.
Hani asfalt yapımında kullanılan, ağır, beton silindirler var ya.
Bir insan bedeninin üzerinden böyle bir silindirin geçtiğini, sonraki manzarayı düşünün.
Ezilmiş, iç organları ortaya çıkmış, dağılmış, beyni patlamış, kalbi parçalanmış, midesinin içinde ne varsa dışarıya çıkmış...
İşte aynen böyle oldu.
 
12 Eylül'den sonra ise bu cenaze olduğu gibi ortada bırakıldı. Oysa yıkanması, kefenlenmesi ve gömüşmesi gerekiyordu.
Tam tersine kokmasına, çürümesine, seyirci kalındı. 
O cenaze ortada öylece unutuldu.
İşte bugün duyduğumuz kokuların ana nedeni o cenazedir.
Sonradan kendi dertlerine düşünenlerin, o cenazeyi öylece açıkta, dosta düşmana karşı bırakmalarıdır.
 
Evet, 12 Eylül bu camiada hiç tartışılmadı.
O duruma nasıl gelindiği, nasıl öylece boş yakalanıldığı, nasıl seyirci kalındığı, nasıl onca yitik verildiği, idamlar, işkenceler, satışlar, iftiralar, iç kavgalar, fikirdeki sıkıntılar... Kimsenin umurunda bile olmadı.
 
Bir de...
Bu camianın, o dönemin gazileri hapishanelerde bir başlarına bırakıldı. 
Kaderlerine terk edildi.
Aç, susuz, harçlıksız, sahipsiz kalmalarına neden olundu.
Oysa onlar kahramanlardı ve bu camianın en saygı hak eden kişileriydi. Kendileri için bir şey yapmamışlardı. Davaları için çile çekiyorlardı.
Kimsenin umurunda olmadı.
Onlar da kendi çözümlerini üretmeye çabaladılar.
Taş medrese, Yusufiye edebiyatı ile gönüllerini ferahlatmaya çabaladılar.
Yetmedi.
 
Hapishanelerde büyük kavgalar yaşandı.
İç hesaplaşmalar oldu.
Bölünmeler oldu.
Fikri yapıda büyük sarsıntılar, değişimler...
Bu hareketin Başbuğ'una hareketler, satışlar, iftiralar, üzerine yürümeler, laf atmalar, hakaretler...
İhbarlar...
İçeride iç ölümler yaşandı.
BU arada toplanan yardım paraları konuları doğdu.
Bu da hiç konuşulmadı.
Kimlerin cebine gitti, kimleri zengin etti.
Aslında o zamanın birden bire ortaya çıkan zenginlerine bakmak yeterliydi.
Bütün bunlar yeterince anlatılamadı, anlaşılamadı.
Özellikle hainler deşifre edilemedi. Onların da adlarını kahramanların yanına yazmalarına izin verildi.
İhanet edenlerin, davayı içerde iken satanların adları yüksek sesle yinelenemedi. Onların itibar görmelerinin sürmesine neden oldu. Bu da gerçek kahramanları deli etti.
Elbette camia bu yapıyı kaldıramadı.
Bölündü.
İçinden bir parti ve başka bir camia çıkardı.
 
Başta etkin bir lider varken, kalan büüyk parça hayatını idame ettirmeye çalışırken bu sefer fikri sistemdeki yamalar düşmeye başladı. Sentez, şeriatçılık, tarikatçılık, cematçılık, ırkçılık, paracılık, koltukçuluk vs. camiaya yapışmak için buldukları uygun ortamı yitirdikçe karmaşa çıkarmaya, fitne ve dedikoduya davrandılar. Bu onların tek çıkar yoluydu. Gçlenmek ve palazlanmak için bundan iyi ortam bulamazlardı. 
Üstelik Türkiye ANAP gibi bir bela ile karşı karşıyaydı. Kimliksizlik,kişiliksizlik, milliyetsizlik, fikirsizlik bütün diğer yapıların ve fikirlerin üzerinde yükseliyordu. Yalnızca para kazanma ve köşeyi dönme bayrağı yükselmişti.
Bu kimliksiz yapı camiaya el attı.
Zaten bunu bekleyenler vardı.
Zaten bunu isteyenler vardı.
Bir anda o yana doğru akım oldu.
Evet, bugün ortalıkta godoş godoş dolanıp kahramanlık sözleri edenlerin çoğu ANAP çanağına el atıp ordan beslenen, yalanan kemikçilerdir. 
ANAP zaten ortada kalmış cenazeyi iyice unutturdu. 
Kokuşma ve kurtlanma sürdü. 
Köşe dönmecilik, para kazanmacılık ve koltuk kapmacılık camiayı perişan etti.
Dikkat edin çevrenize.
ANAP sayesinde bir koltuk kapmayı başaranlar bi değişik kişilerdir.
Konuşun onlarla, konuşturun. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Evet, garip bir bürokrat nesli doğdu.
Yalnızca kendini düşünen, koltukçu, köşe dönmeci, paracı...
Ağızları da iyi laf yapan...
O zamanlar şimdi olduğu gibi hedef vekil koltuğu kapmak değil, bürokrat koltuğu kapmaktı. 
Cenaze ortada unutulmuştu.
Hapistekiler içerde unutulmuştu.
Şehitler çoktan unutulmuştu.
Aslında geçmişle büyük bir kopuş yaşanıyordu farkında olmadan.
İğrenç ANAP yapısına uyum sağlanıyordu.
Benzeşme sürüyordu.
Uyanmıştı birileri. Uyanık olmuştu.
ANAP zenginleri türemişti.
 
Bu sırada içeridekiler dışarı çıkmaya başladılar.
Yine sahipsizdiler.
Yine yalnız, perişan.
Güçlüydüler, hapishane deneyimleri vardı.
Bu sefer de MAFİA girdi devreye.
Bu pırıl pırıl insanlara el attı.
Yeni babalar doğdu.
Çek-senet mafıası en gözde zamanlarını yaşadı.
Ta ki devlet el atıp üzerlerine gidene ve bir toplu temizlik yapana kadar...
Bugün kalanlar, o günlerin dayananları...
 
Bu kadarla kalmadı.
Meclise girmek, biraz da fazla vekil almak, beklenenin tersine ahlakı daha çok bozmuştu.
Yıkımı hızlandırmıştı.
Diğer partilere benzeme, onları kopyalama süreci başladı.
Onlarda ne kötü ise alındı. Sahiplenildi. üstelik en kötü şekli ile...
İşte dedikodunun, fitnenin patlaması bu çağlara denk geldi.
Pislikler oluk gibi aktı camianın içine.
Bu sırada ocak da etkilenmiş, kirlenmeden nasibini almış, garip değişimler içine girmişti. Liayakat yerini yağcılığa yalakalığa bırakmıştı. 
Geçmiş, kendi elleri ile silinmek isteniyordu.
Kahraman bir nesil ocaklardan uzak tutuluyordu.
Bağ kopuyordu.
Eğitim bitti böylece.
Çünkü anlatacak ve öretecek olanlar ya mecliste vekillik, ya bürokraside koltuk, ya dışarıda çek-senet kovalıyor ya da bir köşede unutuluyordu.
 
Ardından Çiller denilen gurubet ve DYP girdi devreye.
Yıkıma katkıda bulundu.
Bir kısım adamlar hemen kemik peşine onun yanına koştular. 
Hatta ANAP'ı terk edip gidenler oldu çünkü ANAP bitiyordu.
Yükselen koltuk aşkı kişileri Çiller çevresinde topluyordu.
 
Başbuğ vefat etti.
Son dayanak son güç ortadan kalktı.
Son bütünleştirici gitti.
Ve her şey tamamen bitti.

Ardından cemaat, tarikat vs. derken...
 
Sıra geldi o içine eden ve sifonu çeken rezil koalisyona!
İşte tükenmenin son perdesi.
O iğrenç yapının içinde yer alındı ve tükenmenin sonuna uılaşıldı.
Son koltukları, son makamları, son paraları orada üleşmek için birbirini yeme de rekora ulaşıldı.
Hırsızlar çıktı.
Devlet hırsızları...
 
Sonra!
Bugünler...

 
Sonuç:
Fitne, dedikodu ile hemhal olmuş...
Üretmekten aciz...
Üretene düşman...
Okumayan, bilmeyen, görmeyen, gezmeyen...
Yazana düşman...
Fitne ve dedikodu için mutlaka bir gerekçe bulan...
Mutlaka birileri için bir şeyler söyleyen...
Kendi etini yemeye düşkün...
Birbirini parçalamak için hazır...
Yalancı, iftiracı, yağcı, yalaka, biatçı, menfaatçi, koltukçu, makamcı...
Ahlaksız...
Beline düşkün...
Zinacı...
Üstelik bunu en kötü şekilde yapan...
Pacacı...
.....
Üstelik ortada paylaşılacak fazla bir para olmayınca, iktidar nimetlerinden faydanalamayınca ne yapacak?
Kendisini satacak?
Kime?
Önüne gelene.
Onu da beceremezse ne yapacak?
Partinin parasına saldıracak!
 
Evet, bu 12 Eylül'de silindirle ezilen bedenini hâlâ ortadan kaldırmadı.
Yıkayıp, kefenleyip gömmedi.
Bu cenaze hâlâ ortada yatıyor.
 
Diğerleri de fikir üretimi yapmadan, yapamadan kendi çamurunda debelenip duruyor.

Üretmeyen camialar yaşayamaz.
Ancak kendi kendini yer ve tüketir.
 
Durum bu.
Şimdi olanlar da bunların yansıması.
Çok yakında işler daha da kötüleşecek.
Korkarım ki kan bile girecek işin içine.
 
Oysa cenaze zaten ortada!





16.04.2016
832






Benzer Konular

  • An Lu-Shan (Onluk) Başkaldırısı

        Uygurlar, Doğu Göktürk Kağanlığı ile sürekli kavga durumundaydı.      742 yılında Uygur egemeni Kutluk Bilge Kağan,[...]

  • Rahmetli Çetin Vural’a Yır’ımdır!

      Bir kaç gün geçti. Duygularım ancak oturdu yerine. … ve kabulüm yerini buldu ancak! Düğüm düğüm boğazımda söylemek istediklerim… Elim[...]

  • EMİRGAN

    EMİRGAN adı nereden gelir? Sultan IV Murat ilk İran seferinde... Revan (Bugünkü Erivan) kuşatılmış. Revan kalesini İranlı Emirguneoğlu Tahmasb[...]

  • VARVAR ALİ PAŞA

    Sultan İbrahim zamanı... Tarihlere Deli İbrahim diye geçen zat... Padişah gemi azıya almış. Sefahatin zirvesinde. Öyle ki en büyük tutkusu hatun,[...]

  • CENGİZ ALDEMİR’İN ARDINDAN…

                                       [...]

  • MOĞOLLAR VE TATARLARIN BİRBİRLERİ OLAN İLGİSİ NEDİR?

        Moğolların fetih ve egemenlik yöntemi tartışılmayacak kadar basit ve ilkeldi. Cengiz Han, kalabalık ordusu ile bir kente[...]

  • AKINCI OCAĞI NASIL SÖNDÜ?

    Padişah III. Mehmet zamanı...   Serdar Koca Sinan Paşa Bükreş'e girmiş ardından Tergonişte'ye geçmiş... Sonra tekrar Bükreş'e gelip orada on[...]

  • ATSIZ’IN ROMANLARI ASLINDA NEYDİ?

     Elbette kutlu bilgenin romanlarını yorumlamanın, onun ulaşılmaz düşlerini romanlarından yola çıkarak anlatmanın zorluğunun farkındayım.  [...]

  • NECDET SEVİNÇ

    Efsane kişileri yazmak zordur. Özel bir yazı kolaylığı geliştirilememiştir onlar için. Keşke ben yapabilseydim!   Durup dururken destan[...]

  • KÜR ŞAD HAKKINDA

    Nihal Atsız Hoca’nın Türk Milleti’ne kazandırdığı, tanıttığı, unutulmaz kıldığı bir isimdir. Bugün pek çok çocuğun, gencin, büyüğün ad ya da unvan[...]

  • HUN HAKANI HUVEİ HAN’IN ÇİN ELÇİSİNE VERDİĞİ CEZA!

      Henüz düşülmemiş tarihler MÖ 114 yılını işaret ediyordu. Ulu Hun Hakanı İçisiye Tanhu uçmağa varmış, yerine oğlu Huvei Tanhu oturmuştu, altın[...]

  • BAGATIR KULİ ÇUR

                    Not: Adını bilmediğimiz Türk kahramanlarının anısına, yiğit Suat Ezirmik ağabeyime[...]

  • İstanbul Türk olana dek kaç kez kuşatıldı?

              Ah İstanbul ah! Değerini bilemediğimiz, tüketmek için asırlardır çabaladığımız güzel kent. Biz, bizim olduğun[...]

  • TARİH VE BİLGİ...

                          Zamanım çok kısıtlı. Yapmak dilediklerimi, yapabilmek için[...]

  • DUBAİ

                                 Zaman zaman yaptığım gezilerimden birinde,[...]

  • "AHMET ALKANAT” HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU

        Ahmet Alkanat, Süleyman Yüce, Ahmet Haldun Terzioğlu              SINIFTA ÜÇ ÜLKÜCÜYDÜK... [...]

  • “ŞEHİT ÜSTEĞMEN, İZZETTİN POLAT”

                            Size hüzünlü, gerçek bir hikâye anlatacağım! [...]

  • DOSTUM, İYİ İNSAN, “NECDET KURU”

                                             [...]

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: