SOSYAL AĞLAR

MUHSİN YAZICIOĞLU NEDEN ÖLDÜRÜLMÜŞ OLABİLİR?

Bu rezil acundan göçüp gitmiş, gerçek acuna ulaşmış kişiler için, siyasi düşüncesi, geçmiş yaşantısı, yaşadıkları, yaptıkları ne olursa olsun; yaşayanlar, onların haklarında konuşurken, bir yazı yazarken çok dikkatli olmak zorundadırlar.
Çünkü, ailesi, akrabaları, dostları, arkadaşları, sevenleri vardır. Ne olursa olsun onları incitmeye kimsenin hakkı yoktur. 
Çünkü, göçüp gittiği yerden kalkıp yanıt verecek, kendisini savunacak değildir.
Çünkü, gerçekleri yalnızca onların bildiği, yazılanların yorumları aşamadığı konularda ahkam kesmek hiç doğru değildir.
Ölmüş kişilerin anılarına, ruhlarına, kişiliklerine saygılı olmak, ona göre konuşmak ve yazmak bir erdemdir. 
Üstelik bunca bilgi karmaşası içinde, bunca yağı içinde gerçekleri bilmek ve iddia etmek için elde yeterli kanıt bulunmalıdır. Kimse kanıtsız itham edilemez. Kanıtsız, kimsenin hakkında konuşamaz.
Hele destan kişileri hakkında yazarken, konuşurken, yorum yaparken en fazla dikkat gösterilmeli, en doğruları yazmak için çırpınmalıdır.
 
Ben hep öyle yaptım. Bunu kendime hedef edindim. Amaç edindim. Bol keseden atıp tutmayı hiç sevmedim. 
Ancak düşünüyorum. Bazı bildiklerim var. O dönemleri yaşadığım için de yorum yapma, yazma hakkımı kendimde buluyorum.
 
Amacım, destansı bir kişiliğe destek olmak değildir. 
Amacım, birilerini yüceltmek, birilerini de yerden yere vurmak değildir.
Amacım, özellikle gençlerin doğru bilgilere ulaşmaları, doğru öğrenmeleri, bugün bir türlü yanıt bulmayan sorulara yanıt bulmalarına yardımcı olmak içindir.
Hedefim elbette yine gençlerdir. Kocamışların, belli bir yaşın üzerindekilerin, kendi düşünceleri sabitlenmiş kişilerin düşüncelerine katkıda bulunmak, onların düşüncelerini değiştirmek değildir. Çünkü bu mümkün de değildir.
İddialarda bulunanlar o yaş gruplarıdır. Durmadan konuşanlar ve işi çözümsüz kılanlar da... Bunca konuşmaya rağmen işi iyice karmaşada kalmasına neden olanlar da...
 
Önce, hemen şunu yazalım:
Muhsin Yazıcıoğlu bir destan kişisidir.
Neden?
Destanlar yazmaya, yaratmaya çok yatkın bir milletiz. Bunun için neden bile aramayız. Bir şeyler duymamız, bildiğimizi sanmamız yeterlidir.
Destan gücü, bu milletin en önemli özelliklerindendir.
Ben de kendimi DESTANCI bellediğimize göre...
Düşünün...
 
Muhsin Yazıcıoğlu, neden destan kişisidir?
 
Çünkü, sıradan kişilerden farklıdır.
Çünkü, değişik özellikler taşımaktadır.
Çünkü, üstün özellikler taşımaktadır.
Çünkü, çok değişik bir yaşamı olmuştur.
Çünkü, hiç yıkılmamış, yıkılamamış bir kişilik sahibidir.
Çünkü, yapılamayacakları yapmış, dayanılmayacaklara dayanmış, yıkılmayacakları yıkmıştır.
Çünkü, özverilidir. Çalışkandır. Emekçidir. Güçlüdür. Kuvvetlidir. Dayanıklıdır. Bilgedir. Öncüdür. Dosttur. Arkadaştır. Ülkü sahibidir.
Çünkü, farklıdır.
Çünkü, ender çıkacak kişilerdendir.
 
Böyle olunca, ona destansı kimlikler yakıştırmak hem kolaydır hem de güzeldir. Hem de kendisi bunu hak emtiştir.
Bir yapmış, abartılmış, büyütülmüş, yakıştırılmış, bin anlatılmıştır.
Öyle olmasa bile yakıştırılmış, öyle olması gerektiği düşünülmüş, sonra da kabul edilmiştir.
Çünkü bu milletin destanlara, destan kişilerine ihtiyacı vardır.
 
Gelelim gerçeklere.
Müthiş bir yaşam çizgisi yoktur Muhsin Başkan'ın. Belki de saygınlığının en önemli nedeni budur.
Sıradan bir Türk çocuğudur. Doğumu, çocukluğu, bu milletin çoğunluğu ile özdeştir. Bu nedenle de farklı özelliklerini ortaya çıkarması için nedenler, gerekçeler yığınının  içinden geçmesi, olağanüstü bir zamanda yaşaması, olağanüstü olayların içinde alması gerekmiştir. O da bunun hakkını fazlasıyla vermiştir.
 
Muhsin Başkan, bir Anadolu çocuğudur. Zorlu koşullarda büyümüştür. varsıllığı hiç tatmamış, yoksulluğu ise bilmiştir. Tırnakları ile kazıyarak tırmanmıştır. 
 
Muhsin Başkan, güçlü bir kişilik olmasını bu yaşantısına ve Anadolu'ya borçludur. Yılmaz savaşçılığının temeli budur. Direnme gücünü yaşadığı zorluklardan almıştır. Bu toprakların çocuklarının büyük çoğunluğunun doğduğu gibi doğmuş, yaşadığı gibi yaşamıştır. 
 
Şimdi hemen burada işaret edelim ki Başbuğ Alparslan Türkeş ile Muhsin Başkan'ın yaşam koşulları ve yaşam çizgileri birbirinden çok farklıdır. Bu nedenle ileriki safhalarda yol ayrımına düşmeleri kaçınılmaz olacaktı ki öyle olmuştur. Düşünce farklılıkları yaşadıklarından dolayı doğmuş, aynı konuda değişik kararlar vermelerinin en önemli nedeni de bu olmuştur.

Kişileri, ortamlar yetiştirir.
Kişiler, yaşadıkları ile kimlik bulurlar.
 
Burada uzun uzun Muhsin Başkan'ın çok bilinen geçmişini yazmayacağım. Asıl konuya gelmek için gerekenlerle yetineceğim.
 
Muhsin Başkan, aldığı görevlerin hakkını vermiştir.
Bunu yaparken de öz düşüncesinde yerleşmiş kendi düşüncelerini uygulamaya, yaşama geçirmeye çalışmıştır. Bunda bir miktar başarılı olmuştur. Özellikle içinde bulunduğu ve sahiplendiği, onu da sahiplenen Ülkücü camianın genel çizgisinden sapma olarak nitelendirilebilecek, genelde inanç yüklü düşüncelerini, bütün teşkilata zorlamış, yürünen anayoldan bir miktar sapmanın nedeni olmuş, hatta bu konuda zamanın öncülerini etkilemiş, Başbuğ Türkeş'e bile bunu aşılamak istemiş, Ülkücü Hareket'in Türkçülükle başlayan çizgisine İslami ağırlık kazandırmak için çok uğraşmıştır. Çok Türklük, az da İslam, karmasını; Türklük, biraz fazla İslam, doğrultusuna getirmek için büyük savaş vermiş, içinde bulunduğu İslami inanç yolunu Ülkücü teşkilatlara ve MHP'ya taşımaya çabalamış, işte gelecekte ayrıma giden yol da böyle çizilmiştir. 
 
Korkusuz, cesur, pervasız duruşunu her zaman göstermiş, hiçbir yoldaşını yolda bırakmayan yiğit, anlayışını yaşam tarzı kılmıştır Muhsin Başkan. Bu da ona karşı duyulan inanılmaz güvenin temeli olmuştur.
Evet, güvenin adıdır Muhsin Başkan.
Güvenin güvencesidir.
Onu yakından tanıyanlar, bu güvenden nasiplenenler onu asla terk etmemiş, ona bağlılıkta sınır tanımamıştır. 
Bu güven Ocak yöneticisi olmadan önce de vardı. Onun kimliği gibiydi. Doğruluğunu süsleyen bir zırhtı.

Dediğini mutlaka yapardı.
Sözünü mutlaka tutardı.
Başladığını mutlaka bitirirdi.
Ardında durduğuna mutlaka güç verirdi.
Güvenen mutlaka bunun karşılığını alırdı.
Ölümden asla korkmadığı ve çok güçlü bir inanç sistemine sahip olduğu için de, yürüyünce kimse durduramazdı.

Bunu devlet de bilirdi. Devleti yönetenler de bilirdi. Yabancı istihbarat örgütleri de bilirdi. Yağıları da bilirdi.
Yapacağım, deyince yapardı.
Bu onun en büyük gücüydü.
 
Şimdi bir gerçeği daha açıklayalım.
Kabul edilmesi zor gerçeği.
 
Cenazesinde büyük kalabalıklar yolcu etti onu. Ardından çok kişi övgü dolu sözler ettiler.
Ancak...
Görünenin tersine Muhsin başkan çok fazla sevilmezdi.
Çok yağısı vardı ancak gerçek seveni çok azdı.
Bu da aldığı oylarla zaten belli oluyordu.
Bu da zor günlerinde yanında olmuş kişilerin sayısına bakıldığında belli oluyordu. 
 
Çok takdir ediliyordu çünkü bunun için gereken bütün üstün özellikleri taşıyordu.
Çok beğeniliyordu çünkü kişiler kendilerinde olmayan özellikleri Muhsin Başkan'da görüyorlardı.
Çok kıskanılıyordu, çünkü onun gibi olmak zordu.
 
Çok sevilmiyordu, aynı nedenlerle.
 
Her zaman ondan, onun bu gücünden, büyük bir çoğunluk tarafından takdir edilen yapısından yararlanmak isteyenler oldu. Bu tek kişilik ordu gücüne bütün siyasi düşünceler sahip olmak istedi. Onu vekil listelerinde görmek, onu partilerine kazandırmak büyük bir onurdu. Bu onuru yaşamak için bütün liderler büyük savaşlar verdiler. O da konjüktür gereği zaman zaman bu çağrılara uydu.
İşin ilginç yanı en çok sevenleri dahil kimse bunu yadırgamadı. Onun bir şekilde mecliste bulunması gereği, genel bir kabuldü. Bu nedenle hangi partiden olursa olsun meclise girdiğinde kimse yadırgamadı, ayıplamadı. Kimse onu suçlamadı. 

Ancak bir başına parti kurduğunda onu kimse desteklemedi. 
Bu ikilem ilginçtir ve çok az kişiye denk gelir.
 
Şimdi, onun MHP için önemini, Ülkücü hareketteki yerini, yararlarını ve özellikle de zararlarını uzun uzun yazabilirim. Bu konuda öz düşüncelerimi değişik zeminlerde açıkladım.
Şimdi asıl konuya gireceğim ve yazım çok uzadığı için bunları yinelemeyeceğim.
Belki bir başka yazıda...

Ancak şunu açıklayayım ki bundan sonra yazdıklarıma da merkez oluştursun.
 
Muhsin Başkan MHP'nin başına geçseydi, MHP tamamen biterdi.
Asla meclise giremez, mecliste grup kuramaz, hiçbir seçimde vekil çıkaramazdı. Büyük kitleler MHP'yi desteklemezdi. Ülkücülerin çoğu da MHP'yi terk ederdi. 
Neden?
İşte bu çok önemlidir. Çok kişinin açıklamakta zorlandığı bir konudur.
Onsuz olmuyordu, ancak onunla da olmuyordu. Tuttuğu inanç yolu MHP'ye ve MHP'ye gönül vermiş kişilere aykırı geliyordu. Kalabalıklarca benimsenmiyordu. MHP'nin kuruluş yapısından bu kadar sapmasını kabul etmek mümkün olmuyordu. MHP'yi taşımak istediği İslami çizgi kabul görmüyordu.

İşte bu nedenle oy alamıyordu.
İslamcılar ona oy vermiyordu, çünkü kendi partileri vardı.
Türkçüler ona oy vermiyordu, çünkü Muhsin Başkan Türkçü düşünce çizgisinde değildi.
 
Şimdilik bu kadarla yetinelim.
Dediğim gibi ileride bu konuda uzun uzun yazarım.

Asıl konuya dönelim.
 
En sonda yazacağımızı, en başta yazalım ki düşüncelerimiz daha iyi anlaşılsın:
Muhsin başkan kesinlikle suikaste uğradı ve şehit edildi.
Buna da çok iyi hazırlanmış bir kaza süsü verildi. 
Bu konuda kimse ile tartışmam. Tersini söyleyenleri de dikkate almam.
Yaşananların başka bir açıklaması yoktur.
Çatlı Reis'in kazası nasıl kaza değilse, Muhsin Başkan'ın kazası da kaza değildir.
Çok iyi hazırlanmış bir istihbarat oyunudur.
Çok iyi kurgulanmış bir kaza mizansenidir.
Ama kesinlikle kaza değildir.

Neden?
Neden, küçük bir partinin, çok az oy alan, budun desteği çok zayıf olan bir siyasi liderin, iktidara gelmesi asla mümkün olmayan bir yapının ana sahibinin canına kast edildi?
Bir partinin başına geçseydi bile yeterince oy alamayacağı bilinen bir kişi ile neden uğraşıldı?
Neden böyle bir senaryo düzenlendi?
Neden böyle büyük bir oyun kurgulandı?
 
Yukarıda da söylediğim gibi Muhsin Başkan'ın seveni azdı. Sayanı, takdir edeni çoktu.
Yağısı ise inanılmaz dereceydi.
 
Şimdi önce Muhsin Başkan'ın olması muhtemel yağılarına bir göz atalım:
Belki buradan bir sonuç çıkarabiliriz, düşüncesinde olanların düşüncelerine yanıt verelim.
 
Bakın, gerçekleri apaçık yazmazsak, örtülü düşünceler içinde olursak sonuca ulaşamayız. 
O nedenle kişisel olarak çok sevdiğim, bir zamanlar emrinde bulunmaktan gurur duyduğum, şehitliğine çok üzüldüğüm, adını her andığımda ardında Fatiha okuduğum Muhsin Başkan'ın kişiliğine en küçük bir yanlış yapmadan, yalnızca olabilirlikleri tartışmak için bunları yazdığımı bilin. Bir destan kişisini incitmemek için ne denli dikkatli davrandığımı da en başta kabul edin.

Ancak gerçeklerin ayrıntılarda olduğunu, bunların da kişisel düşünme yetim ile yazıldığını, bu nedenle bazı gerçekleri açıklamakta acımasız olmam gerektiğini kabul edin.
 
Destan kişilerinin ölümleri de destansı olunca...
Elbette buna pek çok destansı gerekçe uydurulacaktır.
Bunlar arasında, işi asla olmayan, tamamen bir uydurma bilgi olan Barnabas İncili konusuna getirip dayayanlar olduğu gibi, bilinmezler içinde Rahmetli Muhsin Başkan'a asla mümkün olmayacak görevlerin yüklenmesi de sıradandır, ancak elbette uydurmadır. 
Muhsin Başkan, devlet adına, devletin bekası adına kendisine yüklenen görevleri her zaman elinden geldiğince yapmış, yapacak bir kişiydi. O nedenle bu işin bir görevlendirme ya da bilgilendirme işi olduğunu, nedenin onun bildikleri, yapacakları ve ya da ondan istenenler olduğunu asla düşünmüyorum.
Ona kimse bir şeyi zorla yaptıramazdı. Zaten yapmak istediğini de her zaman yaptı.
 
Şimdi biz Muhsin Başkan'ın yağılarını sayalım:
En yakından başlayarak...
 
Öncelikle MHP içinde biri kısım kişiler Muhsin Başkan'ı hiç bağışlamadılar. Onun MHP'yi bölmesini, bir kısım vekilleri alıp gitmesini, o devirde Başbuğ'u yalnız bırakmasını bir ihanet olarak gördüler. Görmeyi de sürdürüyorlar. Bu konuda düşünceleri hiç değişmedi. İşin ilginç yanı bunlar hiç de azımsanmayacak bir sayıdadırlar. Çok kalabalıktırlar.
Yani MHP içinde Muhsin Başkanı sevmeyenler, sevenlerden çok fazladır.
İşte ilk yağılar.
Hem de en yakından...
Peki bunların şehit edilmesinde bir etkisi ve bağı var mıdır?
Asla!
Sevmezler ama çoğu saygılıdırlar.
Bu nedenle onları hemen arka plana atıyoruz. Listeden çıkarıyoruz.
 
İkinci sırada...
Muhsin Başkan 12 Eylül öncesi karmaşa ortamında etkin bir konumdaydı. Bu nedenle bütün komünist ve bölücü yapıların yağısıydı. Pek çok örgüt ve kişi onu ortadan kaldırmak istiyordu. 12 Eylül sonrasında da büyük suçu onun üzerinde görüp, 12 eylül öncesi anarşisinde ölen solcu, komünist vs. kişiler nedeni ile Muhsin Başkanı suçlayanlar çoğunluktaydı. Bunu bir öç alma işine çevirmek istemişlerdi. Uluslararası güce kavuşan ve yabancı istihbarat desteği de alan bu kuruluşlar elbete Muhsin Başkan'ın ardını bırakmamışlardı. Bunlar tehditler de savururlardı. Hatta suikast denemelerinde de bulundular. Onu çok kez öldürmeye çalıştılar. Bundan da asla vazgeçmediler. 
Peki, bu işte parmakları olmuş olabilir mi?
Büyük ihtimalle!
Evet, büyük ihtimalle!
 
Üçüncü sırada, planladıklarını başarmalarına engel olan Muhsin Başkan'ı yağı olarak gören dış istihbarat örgütleri için, yani acunu yöneten güçler için Muhsin Başkan en büyük yağılardandı. Üstelik milli güçlere amansız yağılık eden bu yapıların yeni kurguladıkları acun yapısı içinde Türkiye'ye başka bir kimlik kazandırma yolunda ilerlerken Muhsin Başkan gibiler en büyük engelleriydi. Üstelik geçmişteki engellemeler için ona çok kızgındılar. 
Peki bu işte yabancı istihbarat örgütlerinin parmağı olabilir mi?
Yüzde yüz!
Çünkü böylesi bir olay onlar olmadan kotarılamaz, başarılamaz. Üzeri örtülemez.
 
Dördüncü sıra...
Devleti inanç bazında ele geçirmeye çalışan, bunun için çok uzun vadeli bir plan yapan, çocukları ve gençleri hedef alarak gelişen, çok zengin olan FETO örgütü Muhsin Başkan'ı hedef almış olabilir mi?
?
İşte son gerçekler bizi bu noktada büyük bir kargaşanın içine sokuyor.
Evet, dersek buna bir gerekçe bulmamız gerekiyor.
Yani bugün ortalıkta dolanan sıradan sözler bizi bir sonuca götürmez.
Çünkü bu örgüt, kendine bir siyasi lider aramıyordu.
Çünkü kendini eşsiz gören, hatta mehdiliğe hatta haşa peygamberliğe taşıyan bir lideri vardı.
Yani Muhsin Başkan'a bir lider olarak ihtiyaçları yoktu.
Öyleyse...
Muhsin başkanın çok fazla oyu yoktu. En fazla % 1,5 gibi bir oran için onun seçmen tabanına sahip çıkmak diye bir görüş ileri sürmek  mümkün değildir. Çünkü malum örgütün elinde daha fazlasını elde edecek güç olduğunu bugün görüyoruz. 
Feto'nun Muhsin Başkan gibi doğru bir kişiyi ikna etmesi, saflarına çekmesi de mümkün değildi. O asla inandığından vazgeçmez, kendini asla kimseye kullandırmazdı.
Öyleyse neden?
Feto örgütü Muhsin Başkan'la neden uğraşsın?
Onu neden ortadan kaldırmak istesin?
Buna bir gerekçe bulamadan, bu soruyu yanıtlamadan asla sonuç alamayız. Her şey havada kalır!

Şimdi kişisel düşüncemi açıklıyorum:

Evet, bu işin içinde, mutlaka ama mutlaka FETO örgütü vardır.
Çünkü işi Hava Kuvvetleri içindeki hücreleri düzenlemiş, planlamış, uygulamış, diğer yağıları ve yandaşları ile ortak çalışma yapmış ve yazık ki başarmışlardır.
Bu işin içinde PKK vardır.
Bu işin içinde DHKPC ve diğer komünist örgütler vardır.
Bu işin içinde yabancı istihbarat örgütleri vardır.
Hepsi de Muhsin Başkan'ın Şehit edilmesi işinde öyle ya da böyle yer almışlardır.

Elimde kanıt yok!
Bunlar tamamen düşündüklerim.
Çünkü nedeni tespit ettiğimi sanıyorum.

Muhsin Başkan'ın oyu yoktu. 
Seveni de çok değildi.
Ancak...
Muhsin Başkan'ın bir partisi vardı. 
BBP...
Onun sözünden çıkmayan, inançlarına bağlı bir de gençlik teşkilatı vardı.
Alperenler.

Feto örgütü siyasi bir yapı ardında koşuyordu.
Siyasi bir kimlik bulmaya çalışıyordu.
Bunun için AKP'yi deniyor, oradan güç alıyor, oradan besleniyor ancak gelecek için de yedek tutacağı, herhangi bir yanlış durumda kullanacağı hazır bir yapının ardından koşuyordu.
Bunun için CHP içine girmişti.
Bunun için MHP içinde çalışıyordu, adamları vardı.
Bunun için HDP'yi bile dört dörtlük kullanıyordu.

Ancak doyumsuz hain Feto illa da yalnızca kendisinin olmasını istediği bir siyasi yapı ve gençlik teşkilatı istiyordu.
O, fazla uğraş verip kendisi kurmaz, kendisini açık da etmezdi.
O, sinsice yaklaşır, yerleşir ve yerdi.
BBP onun için biçilmiş kaftandı.
BBP onun için önemliydi.
Oraya da girmek istiyor, yuvalanmak istiyor, uğraşıp duruyordu.
Ancak önünde büyük bir engel vardı:
MUHSİN BAŞKAN...
O, ona ait, arkadaşları ile büyük bir emek vererek kurduğu yapıya FETO'yu sokmuyordu. Asla izin vermiyordu. Yapılan girişimleri de hemen kesiyordu. İane kabul etmiyordu. Mala, mülke, paraya değer vermiyordu. Zorluk içinde, sıkıntılar içinde, ancak sağlam ve inançlı yapı FETO'yu çok rahatsız ediyordu.
Engel ortadan kaldırılmalıydı.

Bunun için çalıştı FETO.
Muhsin Başkan'ın yağısı olanlarla işbirliği yaptı.
Hepsini kendi yararı için kullandı.

Onlar da zaten öç almak ve bu büyük destana, bu büyük milli güce ders vermek için hazırdılar.

Plan çok güzel uygulandı.
Tam zamanı beklendi.
Türk Milletinin yağıları Muhsin Başkan'ı Şehit ettiler.
Böylece BBP ve Alperenler savunmasız, korumasız duruma düşecek ve FETO bir siyasi yapıya kavuşacaktı...

Durum bence budur.
Daha fazlasını daha sonra yeniden yazacağım.
Yine düşünerek, yine hesaplayarak, araştırarak olayın nasıl gerçekleştiği konusunda usuma düşenleri anlatacağım.

Yazık ettiler yiğidimize.
Ancak!
Bir şeyi başaramadılar.
Amaçları uğruna canını aldılar ama DESTANINA el süremediler.

Ne demiş şair:
"Kişiler ölür, destanlar yaşar!



15.09.2016
1303






Benzer Konular

  • Neden?

    Bunca saldırının, fitnenin, dedikodunun, birbirini yemenin, kendi değerlerine saldırmanın gerekçesini anlamakta zorlanıyor çok kişi. Genelde dillerde[...]

  • An Lu-Shan (Onluk) Başkaldırısı

        Uygurlar, Doğu Göktürk Kağanlığı ile sürekli kavga durumundaydı.      742 yılında Uygur egemeni Kutluk Bilge Kağan,[...]

  • KAHRAMAN ÇATLI

    Yalnızca kırk yıl süren, kısacık bir yaşama sığan bunca yaşanmışlık... Tamamı, hiçbir zaman hiç kimse tarafından bilinmeyecek. Çünkü yaşayan öyle[...]

  • BOZKURT DESTANI

    Bu bir Türk destanıdır. Yazdık, çünkü biz destansız yapamayız. Yazdık, çünkü kutlu geçmişimizden izler taşımaktadır. Bilmeli, anlamalıyız.[...]

  • Osmanlı'da İktidar Kavgaları

    Osmanlılar… Üç kıtada hüküm sürmüş büyük imparatorluğun sahipleri. Devleti yöneten, devlete ad veren hanedan… Neler yaşadılar kendi içlerinde? Ne[...]

  • Rahmetli Çetin Vural’a Yır’ımdır!

      Bir kaç gün geçti. Duygularım ancak oturdu yerine. … ve kabulüm yerini buldu ancak! Düğüm düğüm boğazımda söylemek istediklerim… Elim[...]

  • HASAN SABBAH 4. Baskı...

    Bilinmezler karanlıkta kaldıkça gizemli kalın giysilerle birlikte öyküleri sarar. Ardından masalsı, destansı ögeler yüklenince anlamı güçlenir. Daha[...]

  • CENGİZ ALDEMİR’İN ARDINDAN…

                                       [...]

  • MOĞOLLAR VE TATARLARIN BİRBİRLERİ OLAN İLGİSİ NEDİR?

        Moğolların fetih ve egemenlik yöntemi tartışılmayacak kadar basit ve ilkeldi. Cengiz Han, kalabalık ordusu ile bir kente[...]

  • AKINCI OCAĞI NASIL SÖNDÜ?

    Padişah III. Mehmet zamanı...   Serdar Koca Sinan Paşa Bükreş'e girmiş ardından Tergonişte'ye geçmiş... Sonra tekrar Bükreş'e gelip orada on[...]

  • ATSIZ’IN ROMANLARI ASLINDA NEYDİ?

     Elbette kutlu bilgenin romanlarını yorumlamanın, onun ulaşılmaz düşlerini romanlarından yola çıkarak anlatmanın zorluğunun farkındayım.  [...]

  • NECDET SEVİNÇ

    Efsane kişileri yazmak zordur. Özel bir yazı kolaylığı geliştirilememiştir onlar için. Keşke ben yapabilseydim!   Durup dururken destan[...]

  • KÜR ŞAD HAKKINDA

    Nihal Atsız Hoca’nın Türk Milleti’ne kazandırdığı, tanıttığı, unutulmaz kıldığı bir isimdir. Bugün pek çok çocuğun, gencin, büyüğün ad ya da unvan[...]

  • HUN HAKANI HUVEİ HAN’IN ÇİN ELÇİSİNE VERDİĞİ CEZA!

      Henüz düşülmemiş tarihler MÖ 114 yılını işaret ediyordu. Ulu Hun Hakanı İçisiye Tanhu uçmağa varmış, yerine oğlu Huvei Tanhu oturmuştu, altın[...]

  • BAGATIR KULİ ÇUR

                    Not: Adını bilmediğimiz Türk kahramanlarının anısına, yiğit Suat Ezirmik ağabeyime[...]

  • TARİH VE BİLGİ...

                          Zamanım çok kısıtlı. Yapmak dilediklerimi, yapabilmek için[...]

  • DUBAİ

                                 Zaman zaman yaptığım gezilerimden birinde,[...]

  • "AHMET ALKANAT” HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU

        Ahmet Alkanat, Süleyman Yüce, Ahmet Haldun Terzioğlu              SINIFTA ÜÇ ÜLKÜCÜYDÜK... [...]

  • “ŞEHİT ÜSTEĞMEN, İZZETTİN POLAT”

                            Size hüzünlü, gerçek bir hikâye anlatacağım! [...]

  • DOSTUM, İYİ İNSAN, “NECDET KURU”

                                             [...]

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: