SOSYAL AĞLAR

TARİH VE BİLGİ...

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Zamanım çok kısıtlı. Yapmak dilediklerimi, yapabilmek için gereken zaman, olan zamanımdan az olunca, çok şeyden vazgeçmek gerekiyor. Okumak, araştırmak, araştırmak, okumak, yazmak, yazmak, yazmak... 

Yalnızca kitap yazmakla meşgul olmak yerine, bir günlük yayın organında, haftada bir gün yazmak isterdim. 

Türk tarihi hakkında, yanlış bilinen o kadar çok şey var ki! Özellikle gençlerin bu yanlışlara, doğru gibi bağlanmasını, gerçek kabul etmelerini, dört elle sarılmalarını, sonrasında doğru yazan birini okuyunca, yanlışı savunmalarını önlemek isterdim. Zaman zaman bu sitede, makaleler yazıyorum. Bir gerekçe olsun ya da olmasın, bulduğum bir bilgiyi, bildiğim, kanaklara dayanan bilgileri paylaşmak...

Bunu en azından bir günlük gazetede haftda bir paylaşmak...

İsterdim, evet!

 

Bugüne kadar mümkün olmadı. Genelde teklifler alsam da bunlar "Hele bir yaz bakalım!" ya da "Hele bir başla bakalım!" anlayışında lümben çağrılar olunca; yanaşmadım. Dhaa başlangıçta değer verilmeden yapılan tekliflerin, benim için de hiç değeri olmadı. Kimi, fikrimle pek bağdaşmayan yerlerden gelen "Yaz" tekliflerini kabul etmeye de yüreğim el vermedi. Fikrimden olmayan fikir sahipleri, başlangıçta yazma konularında özgür bırakır görünseler de bir zaman sonra isteklere başlarlar. Kalemimi birilerinin arzusuna göre şekillendirmek asla yapacğaım iş değil. Ne getirisi lazım, ne de artıları.

Burası yeter mi?

Elbettte yetmiyor. Daha fazla usa seslenmek isterim.

Neyse!

Bugün bazı kısa anlatılarla, yanlış bilinen, yanlışta direnilen, iddia edilen Türk tarihi ve inançları konusunda notlar sunmak istiyorum.

Önce BOZKURT!

Bilinenin tersine, hem de çok tersine, Atalarımız; Türkler "BOZKURT bizim sembolümüz olsun! Bizi anlatsın. Bizi tanımlasın!" derdinde olmadılar. "Biz bozkurtuz. Bize bozkurt deyin, bizim sembolümüz odur!" gibi bir dilekleri de olmadı kimseden.

Tarihçilerin GÖKTÜRKLER olarak adlandırdığı, diğer devletlerden farkları beli olsun diye GÖKTÜRK DEVLETİ olarak imlediği (İşaret) benim söylemim de ise Gök Köklü ya da GÖKLÜ olarak adlandırılması gereken atalarımız, Bozkurtu, özellikle Tuğlarında, alem olarak kullanmayı seçtiler. Altından bir Bozkurt, aslında zamanın adlandırması ile GÖKKURT otağların önünde yükselen tuğların değişmez ögesi oldu.

Altndan olması şart!

Çünkü Altın, kağanlık imi. Değişmez, eksik olmaz bir im.

Doğrusu, Türkleri BOZKURT olarak görenler, adlandıranlar da yağılarımızdı. Savaşma şeklimizi, saldırı biçimimizi KURT ile özdeşleştiren yağılarımız, özellikle Çinliler, atalarımıza BOZKURT adını uygun gördüler.   

Elbette bunun mitolojik bağlantısı da vardı.

Tanrı'nın devlet kurmak ve yönetmek üzere görevli kıldığı ki benim inancımca, geçmişte aynı soydan bir TÜRK PEYGAMBERİN olduğu, bu nedenle Türk oğuşunun (Ailesinin) bütün soydaş budunlar içinde ayrı ve değişmez bir yeri olduğu ortada.  Bu gerçek değişmez bir POSTULAT olarak en başında kabul edilmeli. Başka bir açıklaması olamaz.

 Türk oğuşunun da içinde olduğu AŞİNA (Aşine, Açena) boyu, da Türk adını bir genelleme olarak bütün boya tanıdığında, geçmişe dönük, kendi yaratılışlarına uygun bir öykünün doğması kaçınılmaz. Bizlere "BOZKURt DESTANI" diye aktarılan aslında AŞİNA DESTANI olarak adlandırılması daha uygun olan destan, biraz da YENİDEN DOĞUŞ ve YENİDEN YARATILIŞ ile alakalıdır. Bilindiği için kısaca geçeceğim ki bu anlatı Çin kaynaklarında gerçekmiş gibi inanılarak yazılmıştır. Yani Çinli tarihçiler "Türkler böyle yaratıldı" diye inanmışlar ve yazmışlar.

Yağılar baskın yapar. Bir çocuk hariç bütün Türkleri öldürür. Sağ kalan çocuğunda kolları bacakları kesilip bataklığa atılır. Bir dişi kurt gelir. (Maalesef, yanlış bir tanımlama ile bu dişi kurta Asena diyor gençler. Ve Asena karşılığını Dişi KURT olarak bilirler. Bu nedenle de Türkçü kızlarımız ASENALAR diye anılır. Oysa Asena aslında AŞİNA'nın dişi kurtlukla hiç alakası yoktur) Çocuğu alır... Dişi kurt çocuktan gebe kalır ve on yiğit erkek doğurur. İşte bu erkek çocuklardan birinin adı AŞİNA'dır. Yani AŞİNA erkektir. Gelecekte de hanlık alıp HAN AŞİNA olarak orunlanır.

Tuğ, değişmez bir öge. Direği GÖK'Ü Tutan Direk olarak imlenmiş. Tuğu oluşturan yağış (Gök'e sunulan kurban) kuyrukları da kutsanmış ve değişik renklere boyanmış. Tuğ, zamanında, bayraktan bile önemli bir öge. O halde bu kutlu ögenin tam tepesine önemli bir im konulmalı. Bu im ALTIN BOZKURT BAŞI'dır. Konulma nedeni de yok olmalarını TANRI BUYRUĞU ile engelleyen, Türklere Han Aşina'yı kazandıran kurt ataya saygıdır.

Soyu Gök'te doğmuş kabul edilen KAĞAN'ı temsil eden tuğ'un başında, elbette GÖKKURT olmalıydı ki tuğ kut bulsun.

Peki, Göklü Türklerin bayrağı...

Bu konu biraz karışık. Yerleşmiş kanıyı yıkmanın da bir anlamı yok.

Dönelim konumuza:

Türkler, Çin tarihi kaynaklarında GÖKKURT olarak adlandırıldılar. Bugün bizim anladığımız yaygın anlamda Bozkurt kullanılmazdı ama zaman zaman bir üstünlük onuru olarak kabul edilirdi. 

Yani birilerinin anlattığı gibi, gençlerin usunda yer ettiği gibi "Her ulusun bir hayvanı var. Türklerin de Bozkurt" gibi bir genel anlayış yanlış.

Bozkırda, açıkta yaşayan Türk'ün taklit ettiği, önemsediği, savaşlarında örnek aldığı, hatta yaşantısını izlediği o kadar çok hayvan var ki. Doğrusu da bu! Bugün Çin tercümeleri ile kaynaklara giren pek çok kağan adının aslı bir hayvan tanımalaması. Mesela, Aslan, Tunga, Kartal...

Uzun yazı insnaı sıkar diye kesmek isterken yien ir başka yanlışa değinmeden edemeyeceğim.

Bugün genç dimağları dolduran bir yanlış da Türklerin inançları, İslamı kabulleri...

Hiç bir bilim adamının, hiç bir Türkoloğun benzer bir görüşü olmadığı halde, bir tek araştırma yağma gereği olmadan, eski Türk dini olan ve GÖK DİNİ ya da TENGRİCİLİK olarak adladırılan, zaman zaman çok yanlış bir şekilde ŞAMANİZM diye ad verilen dinin; aslında tek tanrılı bir din olduğu; bu nedenle Türklerin kolayca Müslüman oldukları konusu; tamamen yanlış, zorlama ve itelemedir.

Eski Türk inancı, TEK TANRILI değildi; Ama ÇOK TANRILI DA değildi. Türkler, Gök Tanrı dininden İslam'a; benzerlik yüzünden geçmediler. Hak dini gördüler. Tanıdılar. Anladılar ve Tanrı yol gösterdi. Zamanı gelmişti. İslamı seçtiler. Bozkır Medeniyetinden, İslam Medeniyetine geçmek uslarına yattı. 

Ama öncesinde farklı Türk budunların, farklı din denemeleri de oldu.Şimdi Hristiyan Türkleri, Yahudi Türkleri, nasıl bir seçimle tanımlayacağız?

Şu bir gerçek ki TÜRKLERİN kültür değişimi konusunda pek tutuculukları olmamış. Kendilerine uygununu bulunca, beklemeye gerek görmemişler. Girdikleri gibi çıkmayı da bilmiş, önemsememişler. Müslüman olmalarının gereğini düşünüp, Müslüman olmuşlar. Yoksa Gök Dini ile İslam'ın ne alakası var? Bir ulusun eski dininin İslam'ı seçmeye nasıl bri yardımı olur ki?

Sonra Eski Türk Dini ya da Gök Dini ya da TENGRİCİLİK (Asla Şamanizm değil) anlatılırken "Tek Tanrılı bir dindi" demek; gerçekleri tamamen görmezden gelmek, bugün Yüce İslam'ı seçmiş Türk'e ne kazandırır.

Güneşe, aya, karşı ibadet eden, saygı duyan; Yer-Sub Tanrıları olan, UMAY'a inanan, her çadırın bir Ocak Tanrısı olduğunu kabul eden Eski Türk Dini, nasıl olur da TEK TANRILI olarak tanımlanır?

Elbette bütün inanılanın üzerinde bir güçlü GÖK TANRI inancı vardı ama GÖK de başlı başına bir inanç bütünü içeriyordu. Uçmaklık olmak, yani ölünce ruhun Gök'e yükselmesi, bu inancın ana yapı taşlarındandı.

Uzun zaman alan çalımalarım sonucunda, eski Türk inançlarını anlatan bir kitap üzerinde çalışıyorum. Yayınlanıp yayınlamama konusu gelecekte düşünülecek. Şimdilik bunları yazmayı, bazı yanlış düşünceleri araştırmaya zorlamak için yeterli buluyorum.

Bir de bugün, Türkçü olduğunu iddia eden bazı gençlerin "Ben Gök Tanrı inancındayım" gibi absürb sözler etmesini, Yüce İslam'ı; hak ve Allah dinini küçümseyici anlayışlarını asla kabul etmediğimi, bu gençlerin çok yanlış yaptıklarını söylemeden edemeyeceğim. 

Türk, gerçek dinle karşılaştığında, eski inancını terk etmekde bir an tereddüt etmedi.

Bugün ise onların çocukları Gök dininden söz edecek kadar aptalca sözler edebiliyorlar.

Şunu hemen yazmalıyım: Evet, bozkırda dolaşan, sürekli Gök altında yaşayan, geceleri çadırın tündüğünden (Baca) Gök'ü izleyen, yıldızları, ayı, güneşi gözleyen, iyi bir rasatçı olan atalarımız, Gök'e baktıklarında; orada TANRI'nın bulunduğunu düşünüp, ona inanabilirler. Ama bugün biz biliyoruz ki Gök'te uydular var. Bir  dolu uydu. ABD, Fransız, İngiliz, Çin, Rus ve hatta Türk uydusu...

Yani bugün Gök'te Tanrı arayanlar, Gök'e tapmayı düşünenler, o uyduların orada olduğunu unutmasınlar. Uydularla dolu bir Gök'e tapmak!!!!

Hz. Muhammed (sav) Allah inancını ve Allah'ın dinini tebliğ ettiği anda; diğer her türlü inanç batıl oldu.

Hükümsüz oldu! 

Çok şükür!




10.02.2014
1740






Benzer Konular

  • ATSIZ’IN ROMANLARI ASLINDA NEYDİ?

     Elbette kutlu bilgenin romanlarını yorumlamanın, onun ulaşılmaz düşlerini romanlarından yola çıkarak anlatmanın zorluğunun farkındayım.  [...]

  • NECDET SEVİNÇ

    Efsane kişileri yazmak zordur. Özel bir yazı kolaylığı geliştirilememiştir onlar için. Keşke ben yapabilseydim!   Durup dururken destan[...]

  • KÜR ŞAD HAKKINDA

    Nihal Atsız Hoca’nın Türk Milleti’ne kazandırdığı, tanıttığı, unutulmaz kıldığı bir isimdir. Bugün pek çok çocuğun, gencin, büyüğün ad ya da unvan[...]

  • BAGATIR KULİ ÇUR

                    Not: Adını bilmediğimiz Türk kahramanlarının anısına, yiğit Suat Ezirmik ağabeyime[...]

  • DOSTUM, İYİ İNSAN, “NECDET KURU”

                                             [...]

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: