SOSYAL AĞLAR

NECDET SEVİNÇ


Efsane kişileri yazmak zordur.

Özel bir yazı kolaylığı geliştirilememiştir onlar için.

Keşke ben yapabilseydim!

 

Durup dururken destan yaratamazsınız!  

Zorlamalarla, yüklemelerle, eklemelerle gerçek bir destan çıkaramazsınız ortaya. Çabalasanız da yaşatamazsınız.  Silinir gider kolayca…

 

İsteseniz de destan olamazsınız!

Destanlar, destan erleri kendiliğinden doğar, yaşar, büyür ve zamana, bütün ulusa mal olurlar. O andan itibaren de hiç kimse yıkamaz, silemez, yok edemez onları.

Destan erleri ölümsüzdür.

 

Kolay değildir efsane olmak! Zaman zaman dillere pelesenk olan, "Efsane general, efsane

bakan, efsane bilmem ne!” tipi yapılandırmalar, gelip geçicidir. Ortaya çıkarlar ve yok olurlar bir anda. O zaman anlaşılır efsane olmadıkları. Yalancı görüntüleri ve anılarının arkasında birer hiç olarak tarih çöplüğünde yerlerini alırlar. Onları şişirenler, piyasaya sürenler, yaldızlayanlar bile bir süre sonra unutuverirler. Olmadık yeni efsanelerin peşine düşerler yeniden.

                  Boşa çaba…

 

                  Lise ikinci sınıf öğrencisiydim. Ülkücü nefeslenmelerin başlangıcında… Yaşım on dört… Bir arkadaşımın elinde gördüğüm kitap ilgimi çekti. İsmi ve şekli ile…

                  "Yazarını Kurşunlatan Yazılar”

                  Aldım inceledim… Okudum… İlk kez duyduğum yazarın ismini nakşettim yüreğime…

                  "Necdet Sevinç”

                  O günü bir efsane ile tanışma günü olarak imledim!

 

                  Şişirilmiş ve nankörlük aşamasını da geçen ruh yapısı sonucu Nobel almış yazarın, çok satan bir romanına başlangıç cümlesi olan "Bir kitap okudum, hayatım değişti” abartısını kullanmayacağım. Hayatımız belliydi bizim, kolay kolay değişmezdi. Değişmesini de istemezdik, biz Ülkücüler. Değişmenin dayanılmaz hafifliğinde madara olmuş yalakaların en kötü örnekleri önümüzdeyken, "Değişim” aynı zamane modası "Açılım” gibi itici gelir bize…

                  Ancak…

                  O kitap etkiledi beni. Sonra diğerleri… Necdet Sevinç’in bağımlısı ve izleyicisi oluverdik. Diyelim ki bir sorun çıktı ortaya. Kafamız takıldı! Beklerdik ki o konuda bir şeyler yazsın Necdet Ağabeyimiz ve biz ondan okuyalım.

                  Biz, Necdet Sevinç’e güvendik!

 

                  Güven…

                  Duygu aşamalarının en güçlülerindendir. Neredeyse sevdaya ve sevgiye yakındır. Hatta zaman zaman onları da aşan bir etkidedir. Güvenle her şey çözülür. Güvenle sorunlar sonuçlanır. Güvenle çözümsüzlükler biter. Son dayanma taşıdır, sırtınızı dayadığınız.

Güvendiğiniz insan, başvuru kaynağınızdır.  

                  Güven süreklilik arz ettiğince değerlidir. Çizgisi standart ve değişmez olanlara saygının bir çeşididir. Doğruluğundan asla taviz vermeyenlerin dahil olduğu sınıftır.

                 

                  "Doğruları yazmak çok zordur!” demiştim bir yazımda, "Çünkü doğrular acıtıcı ve zarar vericidir. Hele ki bu kıvırtkan tezgâhların çokça kurulduğu, nice "Erkek” namlının, "Dansözleri” kıskandıran rakslara durduğu bir zamanda… "Doğruları, en acı, en acıtıcı etkisi ile ve zarar göreceğini bile bile yazmak” her babayiğidin harcı değildir. Söylemek de… Her doğru mutlaka bir ya da birkaç kişinin canını yakar. Erk sahibi, az buçuk da olsa makam sahibi, karnı tok, rahatı yayvan kişilerin korkusudur doğrular. Asla yükselemezsiniz, eğer doğruları, her dem gerçekleri seslendirirseniz… Asla mal, mülk, servet sahibi olamazsınız. Asla hak ettiğinizce yaşayamaz, hak ettiğiniz makamlara çöreklenemezsiniz.

 

                  Doğruluk!

                  Biz, Necdet Sevinç’in dosdoğru bir yiğit olduğunu bilirdik!

Doğru söylediğini bilirdik!

 

                  Dayanma gücünü aşan bir emek ister Ülkücülük.

Bugün, "Hangi kapıda besleneyim? Hangi kemiği yalayayım da…” tipi bezenmelerle, daldan dala, partiden partiye atlamalarla, zaman ve mekan kovalayıp koltuk kapma yarışında seğirtmekle, bir gün önce yazdığının, bir sonra tersini karalayarak zamane çizgisine kavuşma telaşı içinde gündem kovalamakla, baştakilere, iktidar partisine ve hatta ait olduğun camianın büyüklerine el pençe divan durmakla, Ülkücülük olmaz.

Ülkücülük, ciddi muhalefetin en dürüst sesi olmaktır.

Ülkücülük, fikir sistemine katkıda bulunmak, üretmek, çalışmak, çabalamak, çizgisinden sapmamaktır. Ülkücülük, dün ne isen bugün de öyle olmaktır.

Ülkücülük…

                  Ülkücülük, Necdet Sevinç gibi olmaktır!

                  Biz, Necdet Sevinç’in, gerçek bir Ülkücü olduğunu bilirdik!

 

                  Efsanedir benim gözümde Necdet Sevinç. Kendi efsanesini kendi yazan, ama o kadirşinaslığı ve alçak gönüllülüğü ile bunu asla sahiplenmeyen, büyütmeyen, abartmayan ve karşılık beklemeyen gerçek bir destan…

                  Eğer bugün hala umut varsa yüreğimizde, eğer bugün hala gelecekten, güzel günlerden söz edebiliyorsak, eğer bugün hala "Turan” düşünü görebiliyorsak, o ve onun gibiler sayesindedir.

 

                  Yıllar önceydi…

Tam tarih düşmeme hafızam elvermiyor ama 1978 ya da 1979 yazıydı… Ankara’da, Bahçelievler’deki MİSK’e ait binada görmüştüm, dinlemiştim Necdet Ağabey’i. Çok karamsar, kötü günlerdi. Kan kokuyordu ülkemin sokakları. Dayanma gücümüzün en üst sınırlarında, sabrın yıkımındaydı genç ruhumuz.

O, umut dolu sözler aşıladı bize. Gelecekten, güzel günlerden söz etti. Yeni bir ruh ile mücadelemizi şenlendirdi.

 

                  Uzun, uzun yıllar geçti aradan. Çok uzun yıllar. Hayat sınıfımızı, orta yaşın üst tabakalarında geçirirken, okumaya ve izlemeye devam ettiğimiz, malum sebeplerle, o çok sevdiği gazeteciliği, köşe yazarlığını istediğince yapamasa da, kitapları ile dergilerde denk geldiğimiz makaleleri ile yüreğini tuttuk efsane üstadın. Selamlar gönderdik dostlar kanalı ile.

Selamlar aldık aynı yollardan.

                 

                  Neden efsaneydi Necdet Sevinç?

 

                  Bir fikir sistemi onu besleyen kalemleri ile yaşar.

                  Bir fikir sistemi, yıkılmaz, bükülmez, dönmez yüreklerle yaşar.

                  Bir fikir sisteminin, olmazsa olmazı, surlarla çevrili yüksek kalelere benzeyen efsane insanlarıdır.

                  Bir fikir sisteminin geleceği, düşünce üreten beyinlerinin varlığının sürekliğinde gizlidir.

                  Bir fikir sisteminin ışığının, geçmişten geleceğe aydınlanmasını sağlayan düşünürleri olmalıdır.

                  İşte bütün bunları ve daha birçoğunu "Efsaneler” sağlarlar. Efsaneler, tükenmeyen enerji kaynaklarıdır.

                  Necdet Sevinç, katkıları ve etkileri ile Ülkücü Hareket’in efsanelerindendir.

 

                  Zaman onu hiç değiştirmemiştir. Para onu satın alamamıştır. Koltuk ve makam onu bağlayamamıştır. Eziyetler, cefalar, işkenceler, mahpushaneler onu susturamamıştır. Engeller, setler, yasaklar onu durduramamıştır. Çizgisi hep doğruyu, kalemi hep gerçekleri, bakışları hep geleceği göstermiştir. Araştırmaktan, bulmaktan, üretmekten ve yazmaktan geri durmamıştır. Susmamış, susturulamamıştır.

 

                  Bir gün duyduk ki...

                  Yitirmişiz efsaneyi!

                  Çok şeyi yitirdiğimizi bilerek...

 

                  Bilmem kaç yıl sonra görmüştüm onu! Aynıydı, hem fikriyle, hem de zikriyle… Yumrukları hala sıkılıydı. Dili hala keskindi. Duruşu…

                  Bozkurt duruşunda…

                  Sözleri ilk gün söyledikleri ile eş ilk yazdıklarıyla kardeş...

                  Özü de sözü de dik ve engin...

 

                  Bir büyük efsaneydi ki adı kaldı!

                  Andı da yazılı uslara...

 

                  Kut sana Ülkücü Hareket’in efsanesi

                  Rahmet sana yıkılmaz yiğit!

 

                  Değerini bilmeyenlere, sana hak ettiğince davranmayanlara, okumayanlara, dinlemeyenlere ne diyeyim ben?

                  "Hay ben sizin……………….”

                  Şimdi varın gidin...

                  Kokun kokuştuğunuz yollarda!

                  Neler yitirdiğinizin farkına varmadan...     

 

                  Efsaneler yazılamaz!

                  Kalem yetmez onları anlatmaya!

                  Benim zaten haddim değil…

                  Ama yine de durmadı kalemim!

                  Kusura bakma Necdet Ağabey, ancak bu kararına yetiyor, yetkim!

 

                 

 




10.02.2014
2341






Benzer Konular

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: