SOSYAL AĞLAR

ATSIZ’IN ROMANLARI ASLINDA NEYDİ?


 Elbette kutlu bilgenin romanlarını yorumlamanın, onun ulaşılmaz düşlerini romanlarından yola çıkarak anlatmanın zorluğunun farkındayım. 

Ancak bu romanların Türklük üzerine katkısı ortadayken değinmenin de gereğini biliyorum.

 

Bir roman bir büyük bilmecenin çözümü ise...
Bir roman bir kutlu kahramanın doğumu olabiliyorsa...
Bir roman sürekli başkaldırının gereğini işliyorsa...
Bir roman değinilmedik konulara değiniyorsa...
Bir roman bilinmezleri bilinir kılan, gerçeklere açılan kapıların kilidi ise...

Aslında bir romandan çok daha ötedir!

 

Atsız’ın romanları işte böyledir!

 

Atsız’ın romanlarını okurken, yazdıklarının içinde, olması gereken bir yerlerde onun da olduğunu bilirdik biz. Siz de bilirsiniz. Onu okur, sözcüklerin arasında görürsünüz. Yaşadıklarını yaşatırken, siz de birer Atsız oluverirsiniz!
Farkına vararak...

 

Hem yaşadığını, hem yazdığını... Yazarken yaşadığını, yaşarken yazdığını... Okuyana yaşattığını... Yaşayarak okuttuğunu...

İçine girdiğimiz, kendimize, Atsız’ın var ettiği bir kahramanın kişiliğini yakıştırdığımız romanlarında, biz de onunla birlikte yaşadık. Omuz omuza savaştık.

 

Savaştık!

İşin güzel yanı; bunun farkındaydık.

 

Kabulü zor olmayan bir doğrulukla...
Nasıl kabul etmeyelim? Yağısı bizim de yağımız, dostu bizim de dostumuz. Savaşı bizim savaşımız. Silahı bizim...
Ülküsü...
Sözleri...

 

Başkaldırısı...

Bizim başkaldırımız.
Yapamadığımız, ama bir gün mutlaka yapacağımız!
Yüreğimizi bilyerek hazırlandığımız...

 

Kavga bizim kavgamızdı, sevdalar bizim sevdalarımız. Uçmaklığa savaşların en ön safında, hemen yanımızdaydı Atsız... Andlar verebilirdik orada olduğumuza, onunla olduğumuza. Andlar verebilirdik, bir yolumuzda, yoldaş olduğumuza...

 

Yay gerip ok salan kollarımız zorlu bir savaştan çıkmışçasına yorgun olurdu. Kılıç sallamaktan, kargı sançmaktan, atımızın üzerinde bir o yana bir bu yana koşturmaktan gururlu; yaralarımızdan kan sızarken çoşkulu...

 

Gök köklü Türk ordusu toplanmış. Gök, gönenmiş erlerinin gücünden. O Gök’ü sahiplenenlerden biri Atsız, biri de ben, sen...

 

Gök köklü Türk Kağanı, buyruğunu vermiş; kutlu ordunun en düşük orunlu erinden, en ulu kişisine; bu buyruğun gereğince, yükselen dokuz tuğun; dalgalanan kurt başlı bayrağın ardında...
Ben, sen, o, oradayız, Atsız da orada...

 

Bu orduda olmak için can vermeyecek Türk var mı?

 

Kaç nesil bu duygularla yoğrula geldi? Kaç nesil aynı duyguları yaşayarak Türk olduğunu yüreğinin derinlerinde hissetti?

Kaç nesil kağıtları süsleyen sözcüklerin etkisi ile Tanrı Dağları özlemi ile Turan özlemi ile yokluğa sundu kendisini?
Kendini adadı...


Kaç nesil Ötüken Yış’a varmak için Atsız’ın romanlarına tutundu?

Yokluğu var etmek üzere hazır buldu kendisini...

 

Atsız’ın sayesinde...
Sahi, kaç nesil kurtuldu, dahası kurtulacak?
Kaç çocuk, kaç genç, kaç kerli ferli kişi; titreyip kendine döndü, dönecek?
Dipsiz kuyularda kaybolmak üzere unutulan, unutturulan Türklüğünü, kaç Türk yeniden kazandı, kazanacak?

 

İlla da birlik, illa da dirlik!

İlla da ihtilal, illa da başkaldırı!
İlla da emek, ter ve kan!
İlla da vurmak, vurulmak...
İlla da düş...
İlla da düşler ülkesi!

 

Türk için karma karışık bir gerçektir yaşamak!
Uçmaklıktan ötesi...
Gök!
Gök sensin ey Türk!

 

Türk isen hazır bulamayacaksın hiç bir şeyi.  Kendin almak, yapmak, kotarmak zorundasın!

Türk isen senin olmayacak hiç bir şey emeksiz. Adını bile, o, Tanrı armağanı adını bile göğsünü gere gere seslenmek dilersen; kolay olmayacak bileceksin!

 

"Türk’üm!” diyebilmek için bile; bunu "Hak edeceksin!”

 

Yurdunu, yurt tuttuğun toprakları, yeri boydan boya, Gök’ün altını; sana sunan Tanrı, adını "Türk” veren Tanrı; yolundan sapmaya gör ki haddini bildirecektir yolunu bul, diye.

 

Yok! Öylesine kolay yaşamak, kolay kavuşmak yok sana...

Gidip, tutup, söküp alacaksın!

Baş verecek, baş alacaksın ki...


Budunların efendisi idin!
An, o geçmiş güzel günleri diye...
An ve acı bugünkü haline diye!
Acı ve başkaldır senin olmayan, layık olmadığın yazgına diye...

 

Atsız, acı gerçekleri romanları ile vurdu yüzüne!

 

Biraz güç buluyorsan, itiraz hakkı!
Beğenmediğin yazgına kafa tutabiliyorsan!
Atsız sayesinde!

 

Gözlerinde yaş olmadan, okuyamadığın romandır, Atsız.
Seni kahramanlarına adaş yapandır!
Seni kahramanlarının arasına katandır, Atsız.
Sana, seni hatırlatandır.
Seni senden iyi tanıyıp, yapman gerekenleri yapmanı  buyurandır, Atsız.


Atsız, sonu asla gelmeyecek, nasıl biteceği bilinmeyecek kalın bir romandır.

 

Biliyorum o kızgınlığı. O şiddetli itirazı biliyorum.

Alıp başını bir başına, acunu ardında od içinde tutup, alazlamak istiyorsun.
Daha ilk sayfadan itibaren, kavruluyor, tutuşuyorsun.
Bir koca ordunun içinde kayboluyor,  kırk erden biri oluyorsun.

Çin seddini atınla aşarken bir yandan, yağıların uçan kellelerini sayıyor, Huang-di’ye küfürler savuruyorsun.

Delilik en kutlu orun diye seviniyor, kurtluğu ruhunda barındırıyorsun. Varlığını Türklüğe armağan edip, Ruh adamlığa soyunuyorsun.

Bozkurtların ölümünde, ölmek kutlu gelirken, Gök’ten bir buyruk alıp, diriliyorsun!

 

Yolların sonu diye bellediğin yer, Türk Ülküsü’nün kavşıt yeri...

Kutlu bir kömenin izinde, elbet bilinir değeri!

 

Biliyorum düşlerini, o sonsuzluk tutkunu biliyorum. Tanrı armağanı bir Gök atının üzerine sıçramak, çağlar ötesine geri dönmek, ardına bakmadan bu namert çağdan kaçmak istiyorsun.

Dağları, setleri, duvarları aşmak istiyorsun.
Gök erlerinin çağına ulaşmak istiyorsun!

Uçsuz bucaksız doruklarını Tanrı’nın sana armağan kıldığı dağlarda; orada kalmak; yücelerden, acuna küçümseyerek bakmak istiyorsun.

 

Kavuşmamacasına sevmek, sevdalanmak istiyorsun.

 

Etle, kemikti evet o da bizim gibi!
Farkı, Atsız olmaktı.
İşte bu fark ile seni senden alıp beni benden alıp; bir başka sen, bir başka ben olmaya zorladı.

Atsız romanları!


Kavgaya, başkaldırıya...
Türk olmaya, Türk kalmaya...
Türk için var olmaya andlı kıldı.
İçindeki bütün korkular bir bir yıkıldı.

 

İyi ki Atsız vardı!
İyi Atsız’ın romanları...

 

İz verdi ki bu izde can veren yiğitlerin kanından çizgiler tutmuş yolları...
Bu yolları Atsız sonsuzladı!

 

Ey sen! Bu koca Türk Bilgesini okuduğun romanlarının sayfalarında bulurken, kendini de buluyorsun, farkına vararak!


Atsız’ın romanları buydu işte!



10.02.2014
5659






Benzer Konular

  • KÜR ŞAD HAKKINDA

    Nihal Atsız Hoca’nın Türk Milleti’ne kazandırdığı, tanıttığı, unutulmaz kıldığı bir isimdir. Bugün pek çok çocuğun, gencin, büyüğün ad ya da unvan[...]

  • BAGATIR KULİ ÇUR

                    Not: Adını bilmediğimiz Türk kahramanlarının anısına, yiğit Suat Ezirmik ağabeyime[...]

  • TARİH VE BİLGİ...

                          Zamanım çok kısıtlı. Yapmak dilediklerimi, yapabilmek için[...]

  • "AHMET ALKANAT” HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU

        Ahmet Alkanat, Süleyman Yüce, Ahmet Haldun Terzioğlu              SINIFTA ÜÇ ÜLKÜCÜYDÜK... [...]

  • “ŞEHİT ÜSTEĞMEN, İZZETTİN POLAT”

                            Size hüzünlü, gerçek bir hikâye anlatacağım! [...]

Yorum Yap

İsim: E-Posta: Mesajınız: